Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İyilik

Resim
  Sosyete çeşmenin bilmediği bir şahin tepemiz var. Yalnızsan, sevgilinleysen, yoldan geçiyosan orda durursun. Kafa dinlemeye kaçtığım yerlerden biri. Bi gün dertliyim; yine bi göğe bi denize bakıp konuşuyorum kendi kendime.  Tatlış bi aile geldi. Belli oralardan değil, Kurdular küçük bi yer sofrası, biraz yemek biraz sohbet. Adı da Kezban’mış inanmazsın! Bi kadın kalktı bana doğru yürüdü. Bişey verdi kesin; köyünden bi yemiş belki, onu hatırlamıyorum. Gül pembe tadında bi gülümseme ile merhaba dedi. Çömdü yanıma; öyle doğal, öyle içten.  Hikayeyi kısaltıcam elimden geldiğince çünkü her an’ı pek kıymetli. Sözleri geçin, kalbinizle dinleyin. Seni gördüm, izliyorum bi süredir. Başta çekindim ama sonra dedim… ben de senin gibi uzun süre böyle boşlara dalarak, uzaklarda aranarak geçirdim. Bi ruh gelse yanımda olsa keşke dedim. Kimse gelmedi, kimse yetemedi. Sen dertlisin anladım, ondan geldim dedi. Herneyse geçecek, geçmese de hafifleyecek demeye. Hikayemi sordu, hikayesini a...

Yine susma...

Resim
  Yine konuşmandan korkuyorum, konuşma kalbimm!  Hayranım doğaya, aşığım galiba Gaia’ya. Oturur hep izlerim hayat kaçmasa. Bi çiçek sevdim, koparmadım mesela. Gökyüzünde bulutların şöleninde, geceye doğan her yıldızda kayboldum.. denizin üstünde parlayan güneşte, bir ağacın gölgesinde buldum yine kendimi. Ya bi yaz yağmurunda, bazen bi fırtınada; ben ben oldum. Ah o mis kokun yok mu! Kadimleri dinledim, rüzgara arkamı döndüm. Tam orada, ateş başında sihirle buluştum. Ay bile doğdu, yıldızlar yağdı yine üstümüze. Bak! rüyalarımız hala orada.  Sen sus, boşver konuşma!  Yine susmandan korkuyorum, susma kalbimm! Yine bi insan daha tanıdım, ne büyük zenginlik içten bir merhaba. Aynı gezegendenmişiz gibi, öylesine aceleyle, bir o kadar içten paylaştık an’ı mesela. Biri yol kenarında veya parkta ya da bi sofrada. Birbirimize kibar davrandık bilsek de karşılaşmayacağız bi daha. Öyle aktı, en derin yara paylaşıldı laf arasında. Herkes bi yer arıyor içindekini paylaşmaya aslın...

Affetmek

Resim
  Sözde spiritüel tuzaklara dikkat edin. Size kötülük yapan kişiyi öğretmen veya ruhsal, karmik borç olarak kabul etmeniz sizi mağdur modunda tutar ve gerçek bir iyileşme, gerçek bir affetme olmaz. Bu psikolojide nevroz diye tabir ettiğimiz geçici baş etme yöntemidir. Beyin acıyla baş etmek için başka bir gerçeklik yaratır ve içini rahatlatır. Kalp ve ruh, hatta şaşırsanız da; zihin bile gerçeğin peşindedir. Sorun tek başına karar vermeye çalışmalarıdır. Hafiflik hissi burada başlar. Acının içinden geçmek düşünüldüğü kadar zor değildir. Hatta düşünürseniz; acı içinde kalmak, gizli gizli ateşin közünü söndürmeden taşımak daha zor değil mi? Her ne yaşandıysa siz de o dönem elinizden geleni yaptınız. Belki olmayacak şeylere evet dediniz, bunun içsel birçok nedeni olabilir veya o dönem için başka çare bulamadınız. Sonuçta bildiğiniz en iyiyi yaptınız, olabildiğiniz en iyiyi yaptınız oldunuz. Affetme ritüellerinin kaynağında hep kendini affedebilmek vardır. Size kötülük yapan fail, belk...

Bir Kitap: [Buçuk - Özgür Arda]

Resim
  Hayatın tüm köşelerine ve yuvarlaklarına, içinin en derinlerine veya hep yüzeyde yüzen anılarına… kayıkta tatlı tatlı süzülür gibi bir yolculuk… hele bizim kuşaksanız, hele birazcık ruhun sade diline alışıksanız ya da açıksanız.. kapılmamak mümkün değil bu akıntıya. İçim yoruldukça, üzüntüden neşeye duygular arasında kaldığımda açıp açıp okurum. Bir cümlede, bazen bir kelimede; uzun uzun dalıp giderim uzaklara. Kuş tüyü gibi süzülen bir gülümseme doğar içimde ya da bi damla gözyaşı kalbimden, o bile yumuşak, öylesine hafif.  Resimdeki en sevdiklerimden biri, hep cebimdedir mesela. Favorim çok, ayıramadım.. bu canlı kitabı en güzel kendi anlatmış aslında.  Lisede “şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır” der; defterlere, duvarlara, hediye paketlerine.. her tarafa yazardık. yine ve hatta ara ara; sözlerini ödünç alacağım, hatırlamak için bende uyandırdıklarını, kalbime ve ruhuma okuyacağım sevgili arkadaşım. Yüreğinden kalemine akana sağlık. İyiki!  ... tüm kalbimle ....

Özlemm!

Resim
  Şöyle bi bak hayatına, bir kelime, bir duygu söyle, seni en çok tanımlayan deseler; “özlem” derdim.  Nerde başladı bilmediğim, kimbilir nelere sayamadığım, yenilerini eklediğim, bitmeyen bi özlem. bi özlem ki; ordayken burayı, burdayken orayı özlemek gibi hep.  Hasret belki doğru kelime ama “özlem” bacamı tüttürüyor. Hasret deyince bi kabulleniş var, bi vazgeçiş sanki, yüreğime yakıştıramadığım. Kavuşmalar bir gün, bir yerde gelecek der gibi özlem; umut var belki.  Halbuki hasret kadar eski, hasret kadar büyük özlemlerim. Hasret gibi hep uzak sanki. Çoğu neye bilmediğim, hatırlamadığım. Ama özlem işte! Hep orada, hep sessiz, hep derin.  Denizlere sarılmanın söndüremediği, Dağların doruklarında güçlü rüzgarların götüremediği, Bembeyaz karla kaplı ya da rengarenk çiçek tarlalarının dindiremediği… bi özlem. Bi koku, bi ses, bi esinti, belki ılık bişey, bazen bi gülüş, bi bakış, en çok; yıldızlara bakınca, ufukta denizin gökyüzüyle birleşmesinde.. hatta; en huzurl...

95 Yaşında

Resim
  Spor ayakkabısı, şapkası ve bastonuyla tatlı tatlı yürür her öğleden sonra. Göz aşinalığı gönül aşinalığına dönüştü. Selam etti bir gün. Gülümseme ile cevap verince durdu.. kendi kendine yetmene bayıldım dedi, ben 95 yaşımdayım tek duam bu şuan. Kalbim sağlam, böbreklerim sağlam ama işte… beden yavaş yavaş gidiyor artık onu anladım dedi. Yatalak olacağım, yük olacağım diye korkuyorum dedi. Beni de rahatsız etmemek için erken kesti muhabbeti, gitti. Ertesi gün yine karşılaştık. Ben laf attım. Daha dinç yürüyorsunuz bugün, maşallah dedim. Hikayesini anlattı biraz daha… 5 kızım var.. ben sadece para getirdim, ev sağladım ama onları gurur duyduğumuz şekilde yetiştiren rahmetli eşimdir dedi. Ruhu şad olsun dedim, rahatsız oldu ilk, sonra devam etti. Ölmeye hazırlanıyorum dedi üstü kapalı, bilgece.. giderken “görüşmek üzere” dedim. Duydu ama başını bile sallamadan yoluna devam etti. Gözlerim doldu.. düşüncelere daldım. Bugün yine karşılaştık. Görünce sevindim. Sevinçle anlattı; bugün e...

Mistik Gerçektir!

Resim
  Amerika’da (hayır İsviçre bilim adamları değil :) ) bir araştırma yapmışlar. “Eli lezzetli” denen kişiler ile ilgili. Tahmin edeceğiniz üzere; o insanların yaptığı yemekler diğer ustalar ile aynı lezzette değilmiş. Ve sonunda eli lezzetli insanların elinde farklı bir bakteri olduğunu keşfetmişler. Mistik gerçektir, aynı zamanda bilimseldir. Biz keşfedene kadar. Bundan 10 yıl evvel eğitimlerde bir saat anlattığımız bir konuyu bugün bir cümlede anlatıyoruz, çünkü bilim tanımladı ve artık herkes biliyor. Şimdi o bir saatte 10 yıl içinde tanımlanacak başka bişey anlatmaya çalışıyoruz Güzel olan; eskiden “bilimsel” ile aynı masadayken kavga ediyorduk, bugün “tartışıyoruz” ve birbirimizi keşfetmekten keyif alıyoruz. Kimbilir; belki artık 10 yıllar da kısalır, hatta zaten giderek kısalıyor. Bence hepimizin merak ettiği ve bizi birleştiren ana konu şudur! izlediğim bir belgeselde; farklı dünya üniversitelerinden profesörler diyor ki… “biz merak ettik ve doğal olarak araştırdık, atom, nöt...

B.Hellinger'den İlişki Üzerine

Resim
  Bert Hellinger; kadın ve erkek arasında olması gereken ilişkiyi en güzel Barok müzik tanımlar der. Barok müzikte fonda sabit bir melodi vardır, sürekli çalan. Bu çift arasındaki ilişkinin ritmidir. ilişkideki varlıkları, aralarındaki bağ ve birlikte oluşturdukları şey’dir. Bir de üst perdede çalan asıl müzik vardır. Ara sıra yavaşlar ve hızlanır. Bu da yaşamdır. İlişki bu müzikte sevgi, uyum ve ahenkle dans etmeyi sürdürmektir. Niceliği ve niteliği bu belirler.  Bir diğer sevdiğim tespiti ise; +1/-1 Denge Kuralı. Alma-verme dengede olduğu sürece sağlıklı bir bağ kurulabilir, devamlılık korunabilir. Bunu herhangi bir roldeki ilişkiniz için kullanabilirsiniz. Aşkı sevgiye dönüştüren, arkadaşlığı dostluğa çeviren, işte uzun süreli kazan kazan modeli ilişkiyi sağlayacak olan bir yoldur.  Diyor ki; aldığınız sevgiye ve iyiliğe karşılık +1’ini verin; gördüğünüz kötülüğe karşılık ise -1’ini yapın.  Fazla verdiğinizde dengeyi bozarsınız. Bazen sebepsiz gibi görünen öfkenin...