Kayıtlar

İyilik

Resim
  Sosyete çeşmenin bilmediği bir şahin tepemiz var. Yalnızsan, sevgilinleysen, yoldan geçiyosan orda durursun. Kafa dinlemeye kaçtığım yerlerden biri. Bi gün dertliyim; yine bi göğe bi denize bakıp konuşuyorum kendi kendime.  Tatlış bi aile geldi. Belli oralardan değil, Kurdular küçük bi yer sofrası, biraz yemek biraz sohbet. Adı da Kezban’mış inanmazsın! Bi kadın kalktı bana doğru yürüdü. Bişey verdi kesin; köyünden bi yemiş belki, onu hatırlamıyorum. Gül pembe tadında bi gülümseme ile merhaba dedi. Çömdü yanıma; öyle doğal, öyle içten.  Hikayeyi kısaltıcam elimden geldiğince çünkü her an’ı pek kıymetli. Sözleri geçin, kalbinizle dinleyin. Seni gördüm, izliyorum bi süredir. Başta çekindim ama sonra dedim… ben de senin gibi uzun süre böyle boşlara dalarak, uzaklarda aranarak geçirdim. Bi ruh gelse yanımda olsa keşke dedim. Kimse gelmedi, kimse yetemedi. Sen dertlisin anladım, ondan geldim dedi. Herneyse geçecek, geçmese de hafifleyecek demeye. Hikayemi sordu, hikayesini a...

Yine susma...

Resim
  Yine konuşmandan korkuyorum, konuşma kalbimm!  Hayranım doğaya, aşığım galiba Gaia’ya. Oturur hep izlerim hayat kaçmasa. Bi çiçek sevdim, koparmadım mesela. Gökyüzünde bulutların şöleninde, geceye doğan her yıldızda kayboldum.. denizin üstünde parlayan güneşte, bir ağacın gölgesinde buldum yine kendimi. Ya bi yaz yağmurunda, bazen bi fırtınada; ben ben oldum. Ah o mis kokun yok mu! Kadimleri dinledim, rüzgara arkamı döndüm. Tam orada, ateş başında sihirle buluştum. Ay bile doğdu, yıldızlar yağdı yine üstümüze. Bak! rüyalarımız hala orada.  Sen sus, boşver konuşma!  Yine susmandan korkuyorum, susma kalbimm! Yine bi insan daha tanıdım, ne büyük zenginlik içten bir merhaba. Aynı gezegendenmişiz gibi, öylesine aceleyle, bir o kadar içten paylaştık an’ı mesela. Biri yol kenarında veya parkta ya da bi sofrada. Birbirimize kibar davrandık bilsek de karşılaşmayacağız bi daha. Öyle aktı, en derin yara paylaşıldı laf arasında. Herkes bi yer arıyor içindekini paylaşmaya aslın...

Affetmek

Resim
  Sözde spiritüel tuzaklara dikkat edin. Size kötülük yapan kişiyi öğretmen veya ruhsal, karmik borç olarak kabul etmeniz sizi mağdur modunda tutar ve gerçek bir iyileşme, gerçek bir affetme olmaz. Bu psikolojide nevroz diye tabir ettiğimiz geçici baş etme yöntemidir. Beyin acıyla baş etmek için başka bir gerçeklik yaratır ve içini rahatlatır. Kalp ve ruh, hatta şaşırsanız da; zihin bile gerçeğin peşindedir. Sorun tek başına karar vermeye çalışmalarıdır. Hafiflik hissi burada başlar. Acının içinden geçmek düşünüldüğü kadar zor değildir. Hatta düşünürseniz; acı içinde kalmak, gizli gizli ateşin közünü söndürmeden taşımak daha zor değil mi? Her ne yaşandıysa siz de o dönem elinizden geleni yaptınız. Belki olmayacak şeylere evet dediniz, bunun içsel birçok nedeni olabilir veya o dönem için başka çare bulamadınız. Sonuçta bildiğiniz en iyiyi yaptınız, olabildiğiniz en iyiyi yaptınız oldunuz. Affetme ritüellerinin kaynağında hep kendini affedebilmek vardır. Size kötülük yapan fail, belk...

Bir Kitap: [Buçuk - Özgür Arda]

Resim
  Hayatın tüm köşelerine ve yuvarlaklarına, içinin en derinlerine veya hep yüzeyde yüzen anılarına… kayıkta tatlı tatlı süzülür gibi bir yolculuk… hele bizim kuşaksanız, hele birazcık ruhun sade diline alışıksanız ya da açıksanız.. kapılmamak mümkün değil bu akıntıya. İçim yoruldukça, üzüntüden neşeye duygular arasında kaldığımda açıp açıp okurum. Bir cümlede, bazen bir kelimede; uzun uzun dalıp giderim uzaklara. Kuş tüyü gibi süzülen bir gülümseme doğar içimde ya da bi damla gözyaşı kalbimden, o bile yumuşak, öylesine hafif.  Resimdeki en sevdiklerimden biri, hep cebimdedir mesela. Favorim çok, ayıramadım.. bu canlı kitabı en güzel kendi anlatmış aslında.  Lisede “şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır” der; defterlere, duvarlara, hediye paketlerine.. her tarafa yazardık. yine ve hatta ara ara; sözlerini ödünç alacağım, hatırlamak için bende uyandırdıklarını, kalbime ve ruhuma okuyacağım sevgili arkadaşım. Yüreğinden kalemine akana sağlık. İyiki!  ... tüm kalbimle ....

Özlemm!

Resim
  Şöyle bi bak hayatına, bir kelime, bir duygu söyle, seni en çok tanımlayan deseler; “özlem” derdim.  Nerde başladı bilmediğim, kimbilir nelere sayamadığım, yenilerini eklediğim, bitmeyen bi özlem. bi özlem ki; ordayken burayı, burdayken orayı özlemek gibi hep.  Hasret belki doğru kelime ama “özlem” bacamı tüttürüyor. Hasret deyince bi kabulleniş var, bi vazgeçiş sanki, yüreğime yakıştıramadığım. Kavuşmalar bir gün, bir yerde gelecek der gibi özlem; umut var belki.  Halbuki hasret kadar eski, hasret kadar büyük özlemlerim. Hasret gibi hep uzak sanki. Çoğu neye bilmediğim, hatırlamadığım. Ama özlem işte! Hep orada, hep sessiz, hep derin.  Denizlere sarılmanın söndüremediği, Dağların doruklarında güçlü rüzgarların götüremediği, Bembeyaz karla kaplı ya da rengarenk çiçek tarlalarının dindiremediği… bi özlem. Bi koku, bi ses, bi esinti, belki ılık bişey, bazen bi gülüş, bi bakış, en çok; yıldızlara bakınca, ufukta denizin gökyüzüyle birleşmesinde.. hatta; en huzurl...

95 Yaşında

Resim
  Spor ayakkabısı, şapkası ve bastonuyla tatlı tatlı yürür her öğleden sonra. Göz aşinalığı gönül aşinalığına dönüştü. Selam etti bir gün. Gülümseme ile cevap verince durdu.. kendi kendine yetmene bayıldım dedi, ben 95 yaşımdayım tek duam bu şuan. Kalbim sağlam, böbreklerim sağlam ama işte… beden yavaş yavaş gidiyor artık onu anladım dedi. Yatalak olacağım, yük olacağım diye korkuyorum dedi. Beni de rahatsız etmemek için erken kesti muhabbeti, gitti. Ertesi gün yine karşılaştık. Ben laf attım. Daha dinç yürüyorsunuz bugün, maşallah dedim. Hikayesini anlattı biraz daha… 5 kızım var.. ben sadece para getirdim, ev sağladım ama onları gurur duyduğumuz şekilde yetiştiren rahmetli eşimdir dedi. Ruhu şad olsun dedim, rahatsız oldu ilk, sonra devam etti. Ölmeye hazırlanıyorum dedi üstü kapalı, bilgece.. giderken “görüşmek üzere” dedim. Duydu ama başını bile sallamadan yoluna devam etti. Gözlerim doldu.. düşüncelere daldım. Bugün yine karşılaştık. Görünce sevindim. Sevinçle anlattı; bugün e...

Mistik Gerçektir!

Resim
  Amerika’da (hayır İsviçre bilim adamları değil :) ) bir araştırma yapmışlar. “Eli lezzetli” denen kişiler ile ilgili. Tahmin edeceğiniz üzere; o insanların yaptığı yemekler diğer ustalar ile aynı lezzette değilmiş. Ve sonunda eli lezzetli insanların elinde farklı bir bakteri olduğunu keşfetmişler. Mistik gerçektir, aynı zamanda bilimseldir. Biz keşfedene kadar. Bundan 10 yıl evvel eğitimlerde bir saat anlattığımız bir konuyu bugün bir cümlede anlatıyoruz, çünkü bilim tanımladı ve artık herkes biliyor. Şimdi o bir saatte 10 yıl içinde tanımlanacak başka bişey anlatmaya çalışıyoruz Güzel olan; eskiden “bilimsel” ile aynı masadayken kavga ediyorduk, bugün “tartışıyoruz” ve birbirimizi keşfetmekten keyif alıyoruz. Kimbilir; belki artık 10 yıllar da kısalır, hatta zaten giderek kısalıyor. Bence hepimizin merak ettiği ve bizi birleştiren ana konu şudur! izlediğim bir belgeselde; farklı dünya üniversitelerinden profesörler diyor ki… “biz merak ettik ve doğal olarak araştırdık, atom, nöt...

B.Hellinger'den İlişki Üzerine

Resim
  Bert Hellinger; kadın ve erkek arasında olması gereken ilişkiyi en güzel Barok müzik tanımlar der. Barok müzikte fonda sabit bir melodi vardır, sürekli çalan. Bu çift arasındaki ilişkinin ritmidir. ilişkideki varlıkları, aralarındaki bağ ve birlikte oluşturdukları şey’dir. Bir de üst perdede çalan asıl müzik vardır. Ara sıra yavaşlar ve hızlanır. Bu da yaşamdır. İlişki bu müzikte sevgi, uyum ve ahenkle dans etmeyi sürdürmektir. Niceliği ve niteliği bu belirler.  Bir diğer sevdiğim tespiti ise; +1/-1 Denge Kuralı. Alma-verme dengede olduğu sürece sağlıklı bir bağ kurulabilir, devamlılık korunabilir. Bunu herhangi bir roldeki ilişkiniz için kullanabilirsiniz. Aşkı sevgiye dönüştüren, arkadaşlığı dostluğa çeviren, işte uzun süreli kazan kazan modeli ilişkiyi sağlayacak olan bir yoldur.  Diyor ki; aldığınız sevgiye ve iyiliğe karşılık +1’ini verin; gördüğünüz kötülüğe karşılık ise -1’ini yapın.  Fazla verdiğinizde dengeyi bozarsınız. Bazen sebepsiz gibi görünen öfkenin...

Hiiç işte!

Resim
  bi yastayım sanki. bilmediğim. içim buruk. titriyor yüreğim, sızlıyor için için. bazı doluyor gözlerim, bazı akıveriyor yerli yersiz. kafam dumanlı. eski yazılarım, sözlerim uçuşuyor, yarım yarım kelimeler belirip kayboluyor üstümde.  belki de; bir devri bitiriyorum yine. şimdiye kadar iyi mi yaptım bilmeden. neye, nereye yürüyorum bilmeden.  belki de; şükürlerime tutunacak, küfürlerime sarılacak halim kalmadıysa eğer, ondandır bu hal. belki de; bitti, belki ben bittim. kimbilir! yaraları onarmaktan ve yetinmelerden bittim. içsel kavuşmalardan, kendi kendime yetmelerden bittim. olana yüreği kalkan edip, olmayanı beklemekten bittim. -geldiğin yola, yaptıklarına, olduğuna bak- aferinlerinden, onur madalyalarından bittim. tekrar tekrar yola devamlardan, asla vazgeçmemelerden bittim. anlatamadıklarımdan bittim. bitmeyenlerden bittim. bitenlerden bittim.  bilmiyorum işte; belki bişeyler bitti, belki de ben bittim. öyle bir haldeyim?! yine, “olur öyle arada!” demeyeceğim...

Hişt! Geliyor musun?

Resim
Belki bin yılın yükü bu hissettiğin, şimdi biraz kendine zaman veresin.  Boşver dünya dönmeye devam etsin, zaman bizim, şimdi ilk defa biraz da "hiçbişey" yap gitsin. Bırak; bu çıtır çıtır yanan kutsal ateş alsın üzerinden tüm o -b- şeyleri,  Bekle! hafiflik sarmaya başlasın seni. Deniz suyu sarmalasın, tatlı sular ve mis kokulu çiçekler iyileştirsin yaralarını.  Şefkatli yaz yağmurlarında dinlenesin, tekrar neşeye yer açabilesin. Bu ulu ağacın kovuğunda bul bir yer, şimdi uzan, biraz dinlen.  Geceler aksın, yıldızlar üzerine parlasın. Bak hemen yanı başında; bin geyiğinin sırtına, biraz da o seni taşısın;  yavaş yavaş yeni diyarına yol alsın. Bu son, geçtim biliyorum Çok az kaldı, dayan dostum. Geldim, seninleyim!  Başka türlüsü mümkün değil, diyorum. Haddi! Geliyor musun? ... tüm kalbimle ... daima sevgiyle Şebnem Özenç

Demirci Şaman

Resim
  (…) Şefkatle gülümsedi ve başımı okşadı.  “Tekrar Hoşgeldin, Yaşamın çocuğu;  Tekrar Hoşgeldin, Kabilenin çocuğu. … Artık örtünü kaldırabilirsin. … şimdi uzat ellerini” dedi Önce sağ avucuma koydu emaneti… pırıl pırıldı! “O senin hediyen, sen onun hakedişisin; Bunu unutma!” dedi. … durdu; bekledi … sonra sol avucuma koydu diğer emaneti… yumuşacıkdı! “Sen onun hediyesisin, o senin hakedişin” dedi … durduk yine, sessiz bi süre öyle “Tamam” dedim. “Nedir ihtiyacı, isteği, hayali. Napabilirim?” diye sordum “Kendin ol!” dedi güldü. “Ona da aynısını söyledik” “Bu yemiş ağacı gölgesi seninledir lazım olursa, bu güneş hazır yüreğini ısıtmaya…” Cebime öksürdü, arkamdan üfledi… Bi yol verdi ki; papatyalarla bezenmişti.  Yürürken kulağıma sesi geldi “…esas şimdi başlıyor, daha yapacak çok işimiz var …yola devam venusün kızı!” dedi.  … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Sihirli Çiçek

Resim
  Masal Saati Sonbahardan önce, diğer tüm çiçeklerin taç yaprakları düşmeye başlamadan hemen önce açan, bu son çiçek; uzun süredir ilk defa; geçen taze ilkbaharın etkisinden çok, gelecek olana dair bir haberciydi.  Gaia’nın çocukları böyle bir şeyle 9 yılda bir karşılaşılabileceğini bilirlerdi. Toprak Ana zorlu geçen kışların bittiğini böyle haber verirdi. Ama bu çiçek farklıydı, bu tohum kadim kitaplarda yeni bir devrin habercisiydi. O sabaha karşı, güneş doğmadan hemen önce, zamanın yavaşladığı o saatlerde, hepsi bir rüya gördü.  İlk önce havanın çocukları gördü bu çiçeği… sabaha unuttu.  Sonra suyun çocukları gördü... kimseye anlatmadı.  Toprağın çocukları görünce… ormandan bir tını yükselmeye başladı.  Son gece ateşin çocukları gördü ve gizem cisimlendi.. hepsinin dili çözüldü. Haber salındı, Göğün çocuklarına!  …ve ormanda bitmeyen bir şarkı başladı.  … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Gece 03.03

Resim
  Candan bir dostum, eşi ve çocukluk arkadaşlarıyla bir akşam keyifli bir rakı sofrasında muhabbetteyiz. Öncesinde ne oldu, ne konuşuluyordu hiç hatırlamıyorum… biri durdu, döndü ve “sen ne istersin, söyle şebnem?” dedi. Şaşırdım! Hiç kimse bana bunu sormamıştı, kendim bile! Şoku atlatıp, bikaç saniye düşündüm. “Gece 03.03’de beni denize götür” dedim. Hani hem içime en lazım gelen oydu, gizli gizli denizlere ağladığım bi dönemdi hem de nasıl olsa olmayacaktı, muhabbeti tekrar geyiğe çevirmeye uygundu. Sonra rakılar gitti geldi, gülüşler yükseldi indi, muhabbet derinleşti, saatler geçti… an geldi… saatine baktı, bana döndü “hadi, zamanı geldi” dedi. “gerçekten mi?”, “gerçekten!” Bi koşu giyindim, gündüzden hala ıslak havlumu aldım askıdan… sanki 5dk sonra denizlere hıçkıra hıçkıra ağlayacak olan ben değilmişim gibi sevinçle zıplayarak indim aşağı. Farklı olarak o gece beni sahilde bekleyenler vardı. Açıldım, duymayacaklarını umarak suya sarıldım. Biri ses etti “Buradayız!” Ve o gece...

Kalbin elinde

Resim
  … “uslu çocuğum ben” dedi bir ağaç altı sohbetimizde; “sen duyguları yoğun ve derin yaşıyorsun.. zor olmuyor mu?” diye sordu yıldızların altında, elimiz dilimizde. Dedim; “ Dostum! duydum seni, anlıyorum çok iyi” O da eski ben, hatta belki biraz hâlâ ben gibi; çok da içtendi tüm sözleri. Dinleyenlerin gözüne, gönlüne göre basıyor bağlamasının tellerine, sesi ikinci nakaratta açılıyor usta olmasına rağmen. Bu lafımı okuyunca başını hafif eğecektir, eminim. Aslında öyle bir insan, bilirim. “Ya karanlıklarım!?” dedi… bekledik!.. ay doğmadı çünkü o gece! Dedim “ İnsanız! Bilirsek zafiyet ve zayıflıklarımızı; hani yer açsak olduğumuza, olduğu gibi; ister ona göre şekil alırız, ister değiştiririz; gücümüz olur bildiğimiz ve kabul ettiğimiz” Kısa bir sessizlik oldu, gecenin ve kıyıya vuran zarif dalgaların sesini dinledik bir süre; Sonra bir türkü çaldı; çevredeki herkes katıldı bize! Öyle anlatayım gerisini ben size. Elbet öncesi ve sonrası var; şimdilik bu hikayeyi burada bitireyim bö...

Yüreğim titriyor

Resim
  Yüreğim titriyor!  En çok geçmişe bakıyor, olmuş kadar olamamışa yanıyor, kalbini açamıyor;  geleceği umutla, umudu tezahürle buluşturamıyor ya! … ona titriyor Yüreğim titriyor! Rağmenler gitmiyor, azdan çok yaratmalar bitmiyor, yorgun hissediyor;  yaşam ona hiç kolayına akmıyor ya! … ona titriyor Yüreğim titriyor!  Gözlerine bakıp seni seviyorum deseler ya da elini tutup bi’tanesin… bir türlü güvenemiyor;  onlar da aynısını dedi diyemiyor ya! … ona titriyor Yüreğim titriyor!  Burdan kalkıp ne bir kalbe ne bir çatıya gidemiyor, hüzün doluyor;  içindeki kavuşmalar hala dışında birleşmiyor ya! … ona titriyor Yüreğim titriyor! Yaşamdır, dalgalanır. Bu da geçer, elbet sana da güler demek istiyorum, sonra yine susuyorum;  şuan sana umuttan ötesi, inançtan ötesini veremiyorum ya! … içim titriyor.  … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Sahip Çıkıyorum

Resim
  Seçimlerime sahip çıkıyorum… bilmeden girdiğim yollarıma, yanlış hesaplarıma da; zannımdan çok başardıklarıma da… Olduğum’a sahip çıkıyorum… yanılgılarıma, hatalarıma da; sahip olduğum ve kazandığım güçlerime, niteliklerime de… Olana olduğu gibi sahip çıkıyorum… sevdiklerim ve sevmediklerime de; olmayana, olduğu kadarına ve hala olabilecek olana da… Biraz daha bırakmış, eksilmiş, biraz daha katmış, bulmuş, biraz daha hatırlamış, biraz daha büyümüş;  bazı biraz daha “daha az”, bazı biraz daha “daha çok” olmuş; olduğum halden, geldiğim yerden daha’ya… Gözyaşlarımı gülüşlerime, gülüşlerimi gözyaşlarıma katarak… küfürlerimi sarmalayıp, şükürlerimi çoğaltarak…  Canımm! yuvam, evim… Kalbimm! gözlerim, sözlerim… Ruhumm! yolum belleyerek;  Eskinin laneti yeninin lütfu sol ayağım ile pati izi bırakarak yürümeye devam ediyorum... Bir kez daha; tüm kalbimle; ruha ve yaşama kucak açıyorum; yeniye ve iyi olana yer açıyorum! …. yola devam v’ün kızı … tüm kalbimle … daima sevgiyl...

Akyaka

Resim
  Dik bir yokuş çıkıyorum yere bakarak. Güçlü bi his sardı önce etrafımı sonra yüreğime sızdı. Başımı kaldırdım anladım! Yok ağlamıyorum: neden bilmem gözlerim doluyor, engel olamıyorum, içimin yağları akıveriyor belki. Yok üzgün değilim; biraz buruk, biraz yorgun, ama bu en çok minnetten sanki. Bu kavuşma bildiğimden eski. Hatırladım! Ben hep Gaia’nın çocuğuydum. Ben de yaşamın çocuğuydum. Yüzüm sana dönük yürüsem, şükürlerimi biriktirsem; küfürlerimde verir misin bi omuz yine. Sarılır mısın kalbime, öper misin gözlerimden. Evim bellesem seni, yuva olur musun ruhuma, varlığıma hep. Büyüdüm, çok yol katettim ama… ihtiyacım olduğunda yolda, yüreğim sızladığında bazı bazı… sana anne diyebilir miyim? … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç  

Çünkü...

Resim
  Çünkü bize hep dediler ki… “Önce sen lazımsın” her “..ama ya?”da; hep dediler ki… “Yol da sen’sin, misyon da” her “..peki ya?”da; hep dediler ki… “memnun/mutlu (asıl) sen olmak ilk ve en büyük hizmettir”  “tamam ama”da; dediler ki… Hakikat! Şefkat! Sevgi! Neşe! En az birini gözet bundan sonra her an’ında.  bıkmadan dediler, tekrar tekrar söyleriz.  zaman bu zaman… paylaşacağın budur.  “Cennetin mimarlarına çağrımızdır!  Cenneti kurmaya sen’den başla!” Kalbinizden öpüldünüz  … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Ey Gece

Resim
  Ey gece… Sen seninsin Sen benimlesin Ben benimim Ben seninleyim Ey Kalp… Evim de sensin, yuvam da Ey Ruh… Yolum da sensin, kabilem de P.S: Salute!… hala bekliyorum … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Arada inziva şart

Resim
  Arada inziva şart! Ruhunu dinlendirmeli, bi durmalı bazı bazı. Aklımdaki yüklerle kırışıklarım da azaldı; yüzümle birlikte kalbime de renk geldi. İçim dinlendikçe, ruhumu duyuyorum; ruhumu duydukça yaşam sızıyor, iyi olana yer açılıyor. Fiyakalı bi selfie değil elbet. Ev topuzuyla, kat kat giyindim, “hiçbişey” yapıyorum şuan malum. Yağmuru izleyerek, rüzgarı dinleyerek… aklıma biraz sessizce kalalım dedim, kalbime sarıldım.. duruyorum öyle; an’ı kokluyorum. Hani dedik ya; dün dündü, yarın daha olmadı. Öyle işte! Yormadan kendimi, çaktırmadan geçmişi ve eskiyi bırakıyorum… çaktırmadan geleceğin hayalini kuruyorum… şükürlerimi listeliyorum, her birini sindiriyorum. umutla ve sevgiyle… an’ın.. ve ruhun.. ve yaşamın içime sızmasını izliyorum. Doğayı ve doğal olanı izliyorum. Ben benim! …. ve sihrin paylaşmaktan geldiğini hatırlayarak ve bilerek; bir tazelenme kampında bunu dileyen kalplerle buluşmayı diliyorum. Kalbinizden öpüldünüz. … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Yeni Yollar

Resim
  Evim bedenim, Yuvam kalbim, Tam merkezimdeyim.  Sözlerimde hakikat,  Eylemlerimde şefkat düsturum. Sevgi azığım, neşe katığım, Sabır ve şükür ile yürürüm.  İnsanım! Elbet sallanırım, bazen düşer yeniden kalkarım. Ama en nihayetinde, elimden geleni yaparım. Yerde ve gökte kabilem var; hep yoldaşım, yol arkadaşım. Onlarla buluşur, gücüme güç katarım.  Eski oyunu çoktan bıraktım. Bilirim; artık ancak savaşmadan kazanırım. Demek değil ki savunmasızım; gölgelere izin vermem, ayaktayım, sağlamım! En önemsi; Yolda kendimi buldum; ben ben oldum. Bak; yaydığımdır artık kalkanım.  -Kendini bil! Ol’dunsa korkma; yoksa dünyaya dalma, önce ayna ara. Büyük oyun bitti sanıp aldanma; Tam şimdi zamandır yol boyunca öğrendiklerini uygulamanın. Daima farkında ol seni sen yapanın- Pusulalarınızı ayarlayın miçolar. yine; yeni yollara çıkıyoruz! Kalbimiz bir, dualarımız yol olsun, Ferahlıklar ve kolaylıklar bizimle olsun … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Deniz Humması

Resim
 

OĞUL

Resim
  Kırmızı flamalar sallanıyordu kasabanın her yerinde. Dolup taşan sokaklar yabancılarla doluydu. Baktığında kıymetsiz, köşede kenarda bir dağ kasabası iken, şimdilerde bir ismin peşinden herkesin buraya taşınması garip geliyordu. Uzun ve yorucu bir savaştan sonra herkesin yaşama tekrar tutunmaya ihtiyacı vardı ve burası, buradan doğan hikâye bunu sağlıyordu onlara. Ve ben onun oğluyum.    Her zaman insanları izlediğim, kasabayı izlediğim ya da düşünmek için geldiğim özel sığınağımdayım. Meydanın bütününü gören ama benim görülmediğim, eski tahıl deposunun çatısındayım. Burayı sadece Julden bilir. Ve Sebastian tabi ki.    Sebastian hep benden 3-4 yaş küçük gibi göründü. Prematüre doğmuş. Evlerimiz yan yanaymış ve annelerimiz de çocukluk arkadaşıymış. Hikayelerini hep anlatırlar; onun annesi yine çocukluk aşkı olan, demircilik yapan Durnok amcanın oğlu ile evlenmiş. O da tıknaz ve zayıf olduğu için daha çok annesinin fırınına yardım edermiş ve bugün karı koca o ...

Turkuaz ile Mürdüm

Resim
Henüz periydi ne canavarla savaştı. Elinde bir kibrit gecenin ormanında en derin kuyulara daldı. O en karanlık gecelerden çıkıp en yüksek dorukların yoluna koyuldu. Dragonunu buldu, çoktan savaşmadan varolmanın peşine düşmüştü. En soğuk doruklarda yandı, en sıcak çöllerde üşüdü. Kalkanı şefkat, kılıcı kalem belledi; pusulası düşüydü. Kendini sorguladı hikâyesini buldu,  Hikâyesini sorguladı yolunu buldu,  Yolunu sorguladı kendini buldu. Ne günah işledim diye sordu; yukarı baktı orada cezalandırıcı bir tanrı yoktu Misyon dedi, belki de öğrenmenin yolu buydu; gaia’nın gözlerinde o eli sopalı öğretmen yoktu. Kısır döngü girdaplarından çıkmanın yolu yok muydu? Sanki özgür iradenin pek de hükmü yoktu!? Kimbilir kaç defa sınandı, ders mi kader mi demedi o yıldıza tutundu. Kimbilir kaç defa kar yağdı baharlarına; kardelen de çiçek dedi hep dik durdu. Kimbilir kaç defa yıkılan bu şehri, vazgeçmedi yine yeniden kurdu. Bin defa ters düz etti, bu hikayeyi yoğurdu. Bin defa kaybedip kendi...

Bir Kitap: [Korkusuzlar]

Resim
Yıllarca bu isimsiz kahramanların bir kısmı ile karşılaştık dizimlerde. Kendini, kökünü arayan kişilerin alanlarında hikâyelerini anlattılar, gösterdiler bize. O dönmeyen dedeler, kayıp amcalar, yoklukta çocuklarıyla bir başına kalmış nineler, kadınlığını unutmuş teyzeler...  teselli bulamamış acılar ve yaslar, saklı kalmış yaralar, unutulmuş kaderler... ve dahası... tarih yazıyorlarmış. O torunlar bu hikâyelere kavuştular, saygıyla selam ettiler ve omurgaları daha sağlam, başları daha dik, daha emin toprağa basarak yollarına devam ettiler.  “ Yaşadığımız coğrafyada olağanüstü tarih ve kültürel bir mirasa sahibiz. Destan yapmaktan bunları yazmaya fırsat bulamayan bir ecdadın çocuklarıyız. ” diyen; sevgili arkadaşım Kerem Atılmaz; bu isimsiz kahramanların, bu cesur ruhların hikâyelerini yazmaya karar vermiş. Yanlışları doğrultmuş, orda burda birbirinden habersiz kaynakları birleştirmiş, unutulmuş kayıtlara ulaşmış… araştırmış, öğrenmiş ve yazmış… ve onların hak ettikleri ses ol...

Mıhladım

Resim
  Mıhladım kalemimin ucunu kağıda;  Ne hüzne ne umuda yerim var, Bilsem de o kazansın amacım Mıhladım kalemimin ucunu kağıda; Ne söyleyesim ne yazasım var, Bilsem de bi duysam diner ihtiyacım Mıhladım kalemimin ucunu kağıda;  Ne akana katılasım var ne akmayana katlanasım Bilsem de ….  Mıhladım.  … tüm kalbimle … daima sevgiyle Şebnem Özenç

Gel, bekliyorum

Resim
  Alacakaranlık geceye dönmüş, ay yükselmiş. Başında çıtır çıtır yanan ateş, serin bahar rüzgârına ılık ılık dalgalar salmış. Odun kokusu, deniz ve ot kokusuyla karışmış. Sahile vuran dalgalar bile, belli belirsiz kıyıyı okşuyor, sesi gecenin şarkısına eşlik ediyormuş.   Herkes oraya buraya dağılmış, soğukluğuna aldırmadan kumun; kendini bırakmış, öyle umarsız, sere serpe uzanmış, derin deryalara dalmış. Sanki konuşacaklarmış gibi, sanki içindeki tüm sorulara cevap verecekmiş gibi yıldızlara bakakalmış.    Kimbilir ne zaman.. Yıldız yağmuru başlamış, sorular manasızlaşmış, cevaplar yerini hayallere bırakmış. Bi his; hiç gelmeyecek uzak bir gelecek gibi… derin bir iç çekmiş, belli ki bu eski kuyulardan yankılanmış. Bi his; sanki kalksa o an içinde yürüyecek gibi… büyüyü bozmamak için nefesini bile azaltmış. Sonra tekrar.. hayaller gecenin nemine karışmış.. gök yüzünde, yıldızların arasında kaybolmuş. Bir süre sonra orada mı süzülüyor, burada mı.. yine unutmuş. Ha...

Aşk hikayesi mi...

Resim
  Hayır, bu bir aşk hikâyesi değil! Evlerimizin önünden, anayoldan denize kadar uzanan uzun balkon bizi birleştirirdi. Kapılarımız hep açık olurdu. O küçücük evlere çok kişi, çok “şey” sığardı. Mimarisi ve doğası gereği 16 blokluk kocaman bir aile idik. Her yaştan, her yerden, her çeşitten insanlardık. Zamanın ünlülerinin bile evi vardı mesela. Farklılıklarımız zenginliğimizdi -ama ve- herkes eşit, herkes aynıydı. Yaşam oradaydı, gerisinde yaz zamanı gelsin diye beklerdik; pullu mektuplar ve bağlanmayı bekleyen telefonlarla bile şimdikinden daha yakındık, daha bağlantıdaydık. Mesela; o büyük çınarımız insanlar gibi, erkimizi ve kuşakları da birleştirirdi. Bizim de çocuklarımıza miras bırakmayı dilediğimiz! Onların yürüdüğü yollarda yürüdük, anıları üstüne anı yaptık. Tam olması gerektiği gibi; büyürken aynı gizli saklı köşelerden başladık maceralarımıza ve yenilerini keşfettik, ekledik. Bahsetmiştim; taa dedelerim zamanından; annem ve babam orada aşık olup evlenmişti, ben orada toh...

14-44

Resim
  “ Bir seviyi anlamak bir yaşam harcamaktır! Harcayacaksın... Anlayacaksın... ” Edip Akbayram ♪♪♪ Başka söze ne hacet. Yine de üstadın lafı üzerine laf kalabalığı edeceğim.  Hatırladıkça.. ve tekrar tanıdıkça.. hem şaşırdığım.. hem tanıdık, yuvadan, yürekten birşeyler bulduğum.  Bu kadar aynı, iyi anlaşan iki kafa, iki kalp… hayat hangi ara yollarımızı ayırdı da, bizi uzaklaştırdı acaba? ya da neydi bizi tekrar biraraya getiren; masum çocukluğumuzla bin dereden geçmiş yetişkinliğimizi birleştiren. Eskileri kurcaladık; acı, tatlı anıların bulunduğu tozlu kutuları karıştırdık. öyle masum, öyle içten anılara ulaştık.  Hani kutularda, albümlerde olmayan sırlara kavuştuk… bir hatıra obje, iki komik fotoğraf ile…  “çok değerli, uzun süredir aradığım, kaybettiğim bişeyi bulmuş, hasretle özlediğime kavuşmuş gibi.. seni tekrar buldum şu an” dedim. Dedi “anlıyorum, ben de seninleyim!” …ki birbirimizi bulalı oluyodu bir süre, ama çocukluğumuzu tekrar katalı beri, buydu be...

Veda

Resim
Arabayı atarcasına parketti, kapıyı çarparak indi, bahçenin kısa patikasından hışımla üzerime yürüdü. Her ne olduysa gelirken olmuştu tahminim ya da farkedince gelmeye karar vermişti. Kimbilir ne zamandır sürüyordu kafasında kavga. Sadece yol en az bir saatti. Bunca zaman "kafasında".. hayır.. "kalbinde" kavga etmişti, savaş vermişti. Ben o süre boyunca onunlaymışımcasına.. kavgaya kaldığı yerden devam edercesine.. haykırdı... "Hayır! ben sadece sana böyleyim. sen içimdeki iyiyi ortaya çıkartıyorsun ve bu hayatıma yayılmaya başladı. Hayır! bu dünyada bu şekilde varolamam, böyle biri olamam!" Son söz'de katılmıştım kavgaya nihayetinde, verecek bir cevabım yoktu. çünkü çoktan kavgayı kaybetmişti. çünkü çoktan kavgayı kaybetmiştim.  Kısa bir süre sonra. Yine bahçede oturuyorum. Havada garip bir etki eski. Neden bilmeden, kalktım ve sokağa çıktım. Ağır çekim filmi sahnesi gibi, dört bir taraftan köpekler geliyordu. Hayretle ve belki biraz uyuşmuş şekilde k...