Bisiklet


Dedemlerin Yalova’da yazlığı vardı. Büyük depremden bir yıl önce satıldı. Annemle Babam orada tanışmışlar. Yani kelimenin tam manası ile portakalda vitamin bile olmadığım zamandan itibaren her yazım orda geçti. Orada oldum ve orada büyüdüm. Site mimarisi nedeniyle sanki kocaman bir evde yaşıyormuşuz gibi bir his verirdi, ilişkiler de öyleydi. Nerdeyse bütün ilk’lerimi orada yaşadım. İlk orada arkadaş edindim, ilk orada aşık oldum, bisiklete binmeyi ve yüzmeyi öğrendim, daha bir sürü şey, aklına gelen gelmeyen ne varsa… Mesela yaşla birlikte yan sitenin havuzuna kaçmakla başlayan macera ruhu en son İstanbul’a Kemancı Bar’a kaçmaya kadar varmıştı. Orası komple zaten evimizdi. Biz büyüdükçe dünya da büyümüş ve genişlemişti. 

Çocukluk dönemi. Sitenin göbeğindeki dev çınarın altında yemek zamanı öncesi oyunumuz saklambaçtı. Yaz başı normal, bildik hali ile oynardık. Zamanla yeni zorlayıcı kurallar uydurmaya başlardık heyecanı sürdürmek için. Bu böyle sürerdi… ta ki yaz sonuna doğru bir gün biri sayarken birbirimize bakardık ve herkes dağılırdı. Biri anlatmak için oralarda oyun içinde kalır ebeyi izlerdi, diğerleri kimi öylece evine gider kimi site bakkalının yanındaki büyük salıncakta çekirdek ve sohbet kısmına geçerdi. Kısaca yaz sonuna kadar saklambacı saklambaç olmaktan çıkarır, bir daha oynamazdık. Başta eğlenerek oynadığımız, zamanla değiştire değiştire oynanmaz hale getirdiğimiz başka oyunlar da vardı.

Bozamadığımız şeyler de vardı. Mesela Bisiklet. Dolayısıyla yapılabilecek tek şey gelişmek ve geliştirmekti. Yaz başı sallana sallana giden yaz sonu ayakta ve kollarını açarak kullanabilir hale gelirdi. Ustalaştıkça bisikletle öylesine dolanmaktan başka neler yapabiliriz, en uzak nerelere kadar gidebiliriz buna bakardık. Tüm yapabileceğimiz bu kadardı. Bisiklet bisiklet olarak kalırdı. 

Sonuçta gitmek için pedalı çevirmek ve düşmemek için dengeni korumaya devam etmek zorundasın. Hatta bir arkadaşımız ciddi şekilde yaralanınca biraz daha toparlamıştık kendimizi. Tam olarak “sınırlarını” öğrenmek böyle bişey olsa gerek. 

Son yıllarda kişisel gelişim sektörünü! izlerken ara ara özellikle saklambaç ile ilgili anlattığım kısım aklıma düşer. “İnsan doğası böyle sanırım, fazla uzun zaman oynayınca bozuyoruz” diye düşünürüm. Ne yazık ki bu aletlerin, öğretilerin, yöntemlerin pedalını kırdık, selesini söktük gibi geliyor bazen. 

Zamanlamaların, aşamalar arası uzun süreçler olmasının, ondan önce öğrenilmesi gerekenlerin, tüm o ödevlerin, bir parça gizliliğin, tüm o kuralların... hepsinin bir nedeni vardı. Faydaya dair. Hem de çok önemli ve geçerli bir nedeni vardı. Biraz hayal kırıklığı biraz üzüntü hissediyorum sanırım. Ama çok iyi biliyorum ki “Universe is not your b!tch and u can not fool soul”. Umutla ve merakla izlemeye devam ediyorum. Belki sonraki yaz gelir bu sefer yeni kurallar eklerken ne zaman, nerede duracağımızı biliriz. Belki birilerinin, kendimizin düşüp yaralanabileceğini fark eder sınırlarımızı öğreniriz. 

…tüm kalbimle
…daima sevgi ile

Şebnem Özenç