FIRTINA
-karmik bir hikaye, zamanda yolculuk-
Fırtına şimdi bitmiş,
sağanak şimdi durmuş. Hala yağmur mu çiseliyor yoksa arda kalan nem mi
anlaşılmıyor. Bu gece dolunay var ama ay bulutların ardına saklı ve soluk bir
aydınlık yansıtabiliyor sadece. Ormanda, ana patikadan biraz içeride, az
kullanılan, şimdiye kadar az kişinin tercih ettiği bir yolda bir kadın. Hırpalanmış
genç bir kadın, alacakaranlıkta, gölge gibi süzülüyor.
Çok da kendinde değil
gibi, ağır ağır yürüyor. Başı eğik omzundan arkaya bakıyor. Artık kaçmasına
gerek yok, yeterince uzak. Belki can havliyle kaçışın verdiği yorgunluktan,
belki yaralarının acısından, belki yaşadığı olayların derin üzüntüsünden; hafif
uyuşuk bakan gözleri sabitleniyor ve duruyor. Dinliyor. Gecenin sesini, ormanın
sesini, geçmişinin ve geleceğinin sesini. Kalbi de susmuş ama uzun süre var
gücüyle çalışmış, yeni kapanmış bir makine gibi gırıldıyor hala. Artık bitmiş! ama
bırakmak, vazgeçmek, uzaklara gitmek zorunda. Hep gözlerinde taşıdığı derin
hüzün tamamen sarmalıyor onu. Unutmuş! Sanki hep öyleymiş gibi.
Sapağı farkediyor ve
göle doğru yürümeye devam ediyor, yine ağır. Soluk ormanda bulutlardan süzülen
ince bir ay ışığı huzmesinin, yolun hemen kenarında bir çiçeğin üzerine
düştüğünü görüyor. Ve Hatırlamaya başlıyor. Yaşamı, inandıkları, uğruna
yaptıkları... olan herşey gözünün önünden geçmeye başlıyor. Ama başka bir
şekilde; dışarıdan izliyormuş gibi, biri anlatıyor gibi. En zorlu zamanlarda onun
da böyle, üzerinde bir ışık huzmesi olduğunu farkediyor, hatırlıyor. “evet, deydi!”
diyor içinden.. sonra sanki biri “Efendim?” demiş gibi kafasını yana çevirerek
tekrar “Deydi!” diyor, hafif çatlak ve kısık bir sesle.
...... O sırada gölün kenarında buluyor kendini. ...hala bişey
var içinde, içini buran... Karşı kıyıda bağrışları duymaya başlıyor. Kafasını
kaldırmasıyla, ani bir acı saplanıyor. Herşey
daha da susuyor, rüzgar da, yapraklar da susuyor. Zaman durmuş gibi ya da çok
hızlanmış. Son bir nefes alış ve veriş sesi içinde yankılanıyor. Bir an için
huzurla doluyor içi ve yığılıyor. Bedeni
gölün içine sürüklenirken, üzerinden sıyrılan koyu yeşil pelerini karşı kıyıya vuruyor.
Sabaha, bir iz bırakırcasına.
...... O sırada gölün kenarında
buluyor kendini. Ve belirmeye başlıyor
dost yüzler... dost ruhlar.. Bazıları neşeyle, bazıları aynı yoldan
geçmişcesine buruk gülümsüyor, bazıları teşvik edercesine ve
cesaretlendirircesine gülümsüyor. Hemen yanında biri eşlik ediyor ona. Biraz ileride, gölün hemen kıyısında bir kapı beliriyor.
Açık. Yaklaştıkça ışıldıyor; geceye ya da anlamına karşı çıkmadan, belli
belirsiz ışıldıyor. Kapıya kadar eli sırtında hissediyor. ....hala bişey var
içinde, içini buran... Kapıya son bir adım atıyor, sarı bir ışık uzanıyor,
belinden onu sarmalıyor yukarı doğru.
Herşey daha da susuyor, rüzgar da, yapraklar da susuyor. Zaman durmuş gibi ya
da çok hızlanmış. Son bir nefes alış ve veriş sesi içinde yankılanıyor. Bir an
için huzurla doluyor içi ve kendinden geçerek bayılıyor. Onu tamamen sarmalamış olan
sarı ışık içeri alıyor, kapıdan.
hafif ayılıyor. önce sesler, derinden gelen bir titreşim
gibi, melodi gibi. “nerdeyim?” sabahın ilk ışıkları gibi batmayan, tatlı bir
aydınlık var. gözlerini açamıyor. etrafında birileri var. bir tanesi yaklaşıyor
ve elini alnına koyuyor. tanıdık, bildik... güvende hissediyor. taze bahar
esintisini duyumsuyor, su sesini, kuşların kanat çırpması gibi sesler. ooo!
uyku aklına düşüyor. “gerçek bir uyku uyumayalı ne kadar oldu kimbilir” diye aklından geçiriyor...
hafif ayılıyor tekrar. hala sersem gibi. suyun üzerinde.
yüzeyde sırt üstü. küçük bir şelale var sanki yakında. gözleri bulanık ama
aralayabiliyor. renkler, büyüleyici renkler, buğulu ama canlı renkleri
seçebiliyor. güneşi duyumsuyor. sonra ters çevriliyor ya da dönüyor. yüzüne
gelen serin su akıntısı tamamen ayıltıyor onu. gözlerini kırpıp birkaç defa
açıyor. görüyor, “ne kadar berrak bir su” ve canlanıyor. artık başka bir yerde,
başka bir diyarda. nerede olduğunu hatırlıyor ve suya dalıp, içinde dolanıyor, keyifle
izliyor etrafı bir süre. dostlar geliyor, kısa bir sohbet.
çok da zaman yok. karşı kıyıya doğru yüzüyor. her kulaçta
daha da parıldıyor, aydınlanıyor manzara. yürüyerek sahile çıkıyor. toprağı
ayaklarında hissetmek hoşuna gidiyor, tadını çıkartıyor. kenarda bulduğu koyu
yeşil kumaş gibi bişeyi üzerine geçiriyor. ve ormanın içine, macerasına
yürüyor. yeni bir şarkı dolanıyor diline.
...... Bir kadın; ormanda bitki
ve meyve toplayarak dolanıyor, biraz dalgın. O sırada gölün kenarında buluyor kendini. Bu gölde bişey var, içini
buran. Belki yıkanmak için, belki içinden öyle geldiği ya da bişey
çağırdığı için... göle giriyor ve suyun altına dalıyor. Sessizliği dinliyor,
suyun içinden izliyor ormanı. Herşey
daha da susuyor, rüzgar da, yapraklar da susuyor. Zaman durmuş gibi ya da çok
hızlanmış. Dayanabildiği kadar
duruyor ve suyun yüzeyine atıyor kendini... ilk anda, nefes alış ve veriş sesi içinde yankılanıyor. Bir an için huzurla doluyor
içi ve gölden çıkıyor. Her zamanki gibi, bir an durup toprağın sıcaklığını
duyumsuyor ayaklarında. Kenara bıraktığı yeşil pelerinini üzerine atıyor. En
sevdiği şarkıyı mırıldanarak, evine yürümeye koyuluyor. Çocuklar gelecek, bugün en
eğlenceli ders var.
Yüzünde, geldiği yolu hatırlatan bir yara izi. Kalbinde,
yarım kalan bir hayali gerçekleştirdiğini hissetmenin zenginliği.
Yola devam ediyor!
...tüm kalbimle
Şebnem Özenç