SPIRITUEL YASALAR
SPIRITUEL YASALAR
(Dan Millman / Hayatınızın Amacı *özet)
1. Esneklik Yasası
2. Seçimler Yasası
3. Sorumluluk Yasası
4. Denge Yasası
5. Süreç Yasası
6. Kalıplar Yasası
7. Disiplin Yasası
8. Kusursuzluk Yasası
9. Şimdiki An Yasası
10. Yargısızlık
Yasası
11. İnanç
Yasası
12. Beklentiler
Yasası
13. Dürüstlük
Yasası
14. Yüksek
İrade Yasası
15. Eylem
Yasası
16. Devreler
Yasası
17. Sezgi
Yasası
1. ESNEKLİK YASASI
Esneklik bize pasiflik yada direnmeden daha çok yarar sağlar;
ortaya çıkan her şeyi etkin biçimde kullanarak, en acı verici koşulları dahi
kucaklayarak, zorluklarımızla – onları bir spiritüel eğitim biçimi olarak görmeye
başlayarak – daha etkili biçimde başa çıkarız.
Esneklik; yaşanan an’a katı bir bicimde direnmek yerine, onu
pragmatik (yararcı) bir biçimde kabullenmeyi içerir. Bu hoşlanmadığımız bişeye katlanmamız, haksızlığı görmezden gelmemiz ya da kurban edilmemize izin
vermemiz anlamına gelmez. Esneklik, uyanık ve genişleyici bir farkındalık hali
gerektirir; o sadece akışa uymayı değil, benimsemeyi ve yapıcı bir bicimde
kullanmayı gerektirir. Bu yasayı uygulamakta ustalaşarak, engelleri ilerleme
vasıtaları, sorunları da fırsatlara dönüştürürüz.
Bir grup insanın başına acı verici olay geldiğinde bazıları şok,
ret ve korku içinde bu deneyime zihnen direnir; böylece ağacın sert dalının rüzgarda kırılması gibi en kötü deneyimi yaşarlar, bazıları ise duygularını kabullenir, ifade ederler ama eğilerek kırılmaktan kurtulurlar.
Esneklik yasasına örnek oluşturan bir tampon etiketi görmüştüm.
“Eğer arabayı sürüş şeklimden hoşlanmıyorsan, yaya kaldırımdan çekil” Biri
arabayı üzerimize sürüyorsa “böyle yapmamalı, adil değil...” diye
düşüneceğimize hemen olduğumuz yerden sıçrayarak çekilebilir ve reflekslerimizi
sınama şansıyla karşılaştığımız için şükran duyabiliriz.
Esneklik Yasasını yansıtan ve somutlaştıran Aikido ve Taichi
gibi savaş sanatları direnç göstermeme üzerine kurulmuştur. İtiliyorsanız çekin, çekiliyorsanız itin,
bir güç size doğru gelirken yolundan çekilin.
Hastalık, mali aksilikler gibi durumlar için daima şükran
duyamayız kuşkusuz. Ama bu yasa bize buyuk tabloyu görebilmemiz için görüşümüzü kendi ötemize genişletmemiz
gerektiğini hatırlatır. Çünkü ancak o zaman pozitif yada negatif de görünse her
durumun ruhumuzu güçlendirmek için fırsat sunduğunu anlayabiliriz. Gerilim;
zihin durumlara, duygulara, insanlara direndiğinde meydana gelir.
Esneklik; bir yandan öğrenip gelişirken ve önümüzde olanı etkili
biçimde ele alırken diğer yandan kendimizi, insanları, durumları koşulsuz kabullenmemiz anlamına gelir. Koşullara uyabilmek anlamına gelir. Su gibi kabımızın şeklini alırız. İniş-çıkışlardan uzak durmak, kaçmak, direnmek yerine onları deneyimlemeye açık oluruz.
“ Tanrım;
Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için sükunet,
Değiştirebileceğim şeyleri
değiştirebilmem için cesaret,
Ve aradaki farkı anlayabilmem için
bilgelik ver.”
2. SEÇİMLER YASASI
Hayattaki en temel seçimimiz, genişleme ya da daralma, yaratıcı ve ifade enerjilerimizi dünyaya pozitif ya da negatif biçimlerde sunma arasında
yapılır. Koşullarımız ne olursa olsun, gideceğimiz yönü seçme gücüne sahibiz.
Günlük hayatlarımız özgür iradeyle yapılmış bir dizi seçim ve
uygulamalardan oluşur. Koşullarımıza bağlı olarak çok ya da az seçimler
yaşayabiliriz. Fiziksel koşullar, zihinsel hastalıklar, yetersizlikler,
karışıklıklar seçim gücümüzü çarpıtabilir veya sınırlayabilir. Zihin berraklığı ise çoğaltır. Seçimler Yasası, koşullarımıza nasıl tepki göstereceğimizi seçme
gücümüzü ve sorumluluğumuzu işaret eder. Bu yaşadığımız surece asla yitirmediğimiz bir güçtür. Çarpık ve sınırlayıcı inançlarımız ne kadar az ise,
secim gücümüz o kadar büyük olur.
Bazen seçimlerin bizim dışımızda yapıldığını hissederiz. (ailemiz, arkadaşımız, tanrı vb..) Örneğin patronumuz bize “fazla mesai yapmak zorundasın, yoksa işine son veririm” derse seçime sahip olmadığımızı düşünürüz ancak her seçimin sonucunu görür ve bilinçli seçimler yaparız.Uzun vadede
mutluluk getireceğine inanmadıkça nadiren zor yolu seçeriz. Ayrıca
bilinçaltımızdan gelen sezgisel mesajlara da itimat etmemiz gerekir.
Bilinçaltımız, bilinçli olarak istemediğimiz ama en yüksek hayrımıza olan deneyimleri
seçebilir veya belli insanları hayatımıza çekebilir.
Hayatın içinde amaçsızca dolanmak yerine, doğru yolda, doğru
kişi ile birlikte, doğru işi yapmakta olup olmadığımızı düşünürsek, sonunda
bunları kendimizin seçtiğini görüp anlayabiliriz. Bu anlayış ile birlikte, seçimlerimizi
kabul etme, hayatimizin sorumluluğunu üstlenme ve belki yeni seçimler yapma
gücü de gelir. Eğer kendimizi güçsüz, tıkanmış, korkmuş hissedersek, işte bu,
secim gücümüzü hatırlamanın zamanıdır.
Yaratıcı Seçim:
Yaratıcı enerji kabarıp tasan, dinamik bir niteliğe sahiptir. Onun ifade bulmaya ihtiyacı vardır. Akmak ve kullanılmak için mevcuttur. Bu enerji iki yüzü keskin bıçak gibidir, yapıcı amaçlar için kullanılmazsa yıkıcı yollardan boşalır. Yaratıcı enerjinin onu kesildiğinde fiziksel, duygusal, zihinsel düzeylerde acı verici rahatsızlıklar haline gelir.
Yaratıcı enerji kabarıp tasan, dinamik bir niteliğe sahiptir. Onun ifade bulmaya ihtiyacı vardır. Akmak ve kullanılmak için mevcuttur. Bu enerji iki yüzü keskin bıçak gibidir, yapıcı amaçlar için kullanılmazsa yıkıcı yollardan boşalır. Yaratıcı enerjinin onu kesildiğinde fiziksel, duygusal, zihinsel düzeylerde acı verici rahatsızlıklar haline gelir.
Yaratıcı enerjinizin nasıl tezahür ettiğini düşünün akıyor mu?
tıkanık halde mi?, tıkanıksa ne tip fiziksel, ruhsal arazlar yaşıyorsunuz?,
Baskı oluştuğunda yaratıcı enerjinizi nasıl dengeliyorsunuz, egzersiz? Sigara,
alkol, çok yemek, aşırı cinsel istek? çok konuşmak?... Yaratıcı enerjinizi
pozitif yönde akıtmak için neler yapabilirsiniz??
İfade Seçimi:
İfade sadece konuşmaktan yada fikirleri ve bilgileri aktarmaktan fazla bişeydir. İfade enerjisi duygulardır. Pozitif ifade; konuşma, şarkı söyleme, rol yapma, müzik yapma, yazı yazma vb... şekillerde olabilir. Negatif ifade ise; küfretme, şikayet etme, eleştirme, sızlanma vb... şekillerde tezahür eder. Gerçek duygularımızla temas etmemiz, onları ifade etmemiz, yeni enerji düzeyleri, bütünleme ve şifa meydana getirebilir.
İfade sadece konuşmaktan yada fikirleri ve bilgileri aktarmaktan fazla bişeydir. İfade enerjisi duygulardır. Pozitif ifade; konuşma, şarkı söyleme, rol yapma, müzik yapma, yazı yazma vb... şekillerde olabilir. Negatif ifade ise; küfretme, şikayet etme, eleştirme, sızlanma vb... şekillerde tezahür eder. Gerçek duygularımızla temas etmemiz, onları ifade etmemiz, yeni enerji düzeyleri, bütünleme ve şifa meydana getirebilir.
Pozitif ifadeye itibar ederken; öfkemizi, korkumuzu, üzüntümüzü yadsımamız gerektiğini söylemek istemiyorum. Negatif duyguları bile pozitif
yollarla ifade edebiliriz. Öfkelendiğimizde bağırıp, çağırıp küfretmek yerine “bu davranışın beni öfkelendirdi ve aramıza istemediğim bi duvar koydu” şeklinde
ifade edebiliriz. Seçimler yasası ifadeye uygulandığında bize tüm duygularımızı dürüstçe ifade etmemizin uzun vadede hem bize hem ilişkilerimize yararlı olduğunu hatırlatırım.
Bir şeyi negatif biçimde ifade ettiğiniz son bir-iki konuşmayı hatırlayın. Sizde ve karşıdakinde hissettirdiklerini düşünün......
Eleştirdiğimiz zaman, genelde duygularımızı ifade etmediğimizde, duygularımızı yargılara dönüştürdüğümüze dikkat edin. O konuşmalar sırasında duygularınızı dürüstçe ve direkt olarak nasıl ifade edebilirdiniz? Sonuç nasıl olurdu?
"Yaşamak ve ölmek zorundayız; gerisini biz oluştururuz!"
3.SORUMLULUK YASASI
Bir kez sorumluluk sınırlarımızı oluşturduğumuzda, görevimiz
olanın tüm sorumluluğunu üstlenebiliriz ve görevimiz olmayanı bırakabiliriz;
böyle yaparak; başkalarını desteklemekten daha çok zevk alır ve daha uyumlu bir
işbirliği içeren ilişkiler yaratırız.
“Birlikten kuvvet doğar. Hiç kimse, hepimizden daha akıllı ve
kuvvetli olamaz.”
İnsanlar farklı sorumluluk düzeylerinde birlikte çalıştıkları her işte, bazı insanlar fazla görünebilirler. Ama onlar başka insanlar
tarafından desteklenmektedirler, destek olmasa çabaları verimsiz olurdu.
Bireysel düzeyde, bizim insanlar olarak görevlerimizi etkili bir biçimde
yapmamız büyük ölçüde iç işbirliği durumumuza bağlıdır. Başkalarına yardım edebilmemiz
için önce iç evimizi düzene sokmalıyız.
Kendimizle, diğer insanlarla ve koşullarımızla olan
ilişkilerimizde; kendi uygun sorumluluk düzeyimizin sınırlarını belirlemeye ve
tanımlamaya, değerlerimizin, ihtiyaçlarımızın, önceliklerimizin diğer insanlarınkinden
(hatta ana-baba, kardeş, eş vb) haklı olarak çok farklı olabileceklerini görüp,
kabul etmeye ihtiyacımız var.
Başkalarını desteklemek, onlara hizmet ve yardım etmek için
güçlü itilim duyanlarımız, verme ihtiyacı içinde zayıf düşecek derecede aşırı işbirliğinde
(aşırı özveri) bulunur. Aşırı özverililer, kendilerine verdikleri değeri başka
insanlara yardım etme yeteneklerine dayandırır, karşılığında hiçbişey almadan
akıtır ve bir tur paspas rolü alırlar.
Bunun altında abartılmış sorumluluk duygusu yatar. Bu duygu bizi
başkalarının kendi davranışlarının sonuçlarından ders almalarına izin vermek
yerine, onların hatalarını tamir etmeye çalışmaya götürür.
Aşırı işbirliğine fazla kaydığımızda, eninde sonunda diğer yöne,
yani yeterince işbirliği yapmamaya kayarız. Duygusal ve zihinsel yorgunluk
nedeniyle, “yetersiz işbirliği” haline dönüştüğümüzde; direnç gösterir,
içerler, kendini tamamen geri çekme gibi durumlar yaşarız.
Doğru bir işbirliği haline ve dengeli sorumluluğa ulaşabilmek için tutumumuz ve eylemlerimizi değiştirmemiz ve denge noktamızı bulmamız
gerekir. Bu o insanlara işleri kendi başlarına yapmaları için cesaretlendirmek,
yetki ve izin vermek anlamına gelebilir.
Sorumluluk yasası bize, rahatlık bölgemizi belirlemenin, ona
saygı göstermenin, onun sınırları içinde çalışmanın önemini ve gerekliliğini
anlatır. Kendi iç değerimize saygı göstermemiz gerektiğini hatırlatır.
Sorumluluk Yasasını uyguladığımızda, başkalarını destekleriz,
aynı zamanda başkalarını bize sundukları desteği kabul ederiz. Her ikisi
arasında denge kurarız. Yapmamız ya da olmamız “gerektiğini” düşündüğümüz şey
ile kalpten arzuladığımız şey arasındaki farkı görürüz. Yapmaktan dolayı
kendimizi içsel olarak iyi hissedebileceğimiz şeyleri yaparız. İçsel olarak
kendimizi iyi hissetmezsek duygularımızı ifade eder, uzlaşmaya varırız. "Ben bu
kadarını yapabilirim, gerisini sen yapmak zorundasın” Bu sorumluluğun kalbi ve
işbirliğinin ruhudur.
"İç huzura kavuşmak için,
evrenin genel yöneticiliğinden istifa etmeliyiz"
Larry Eisenberg
4.DENGE YASASI
Denge kozmik, biyolojik, ve kişisel düzeylerde bizim (bedenimiz,
zihnimiz ve duygularımız) için geçerlidir. Bize, yaptığımız herhangi bişeyi fazla özenip yorularak yada baştan savma yapabileceğimizi ve sonra kaçınılmaz olarak öbür tarafa doğru sallanacağımızı hatırlatır.
Eğer yer çekimi, evreni bir arada tutan zamk ise, denge onun
sırlarını meydana çıkaran anahtardır. Tüm kutbiyetlerin (sıcak-soğuk,
hızlı-yavaş, aşağı-yukarı, gürültü-sakin) arasında bir denge noktası, merkez
yer alır. Dünya’nın kendisi de canlı bir organizma gibi fonksiyon yapmaktadır.
Onun üzerindeki hücreleri oluşturan biz insanlar, dolaşım sistemini oluşturan
okyanuslar ve rüzgarlar da ayrıca denge halinde var olmalıyız. Bir anlamda halen
yüz yüze olduğumuz ekolojik dram bizler olgunlaşırken ve kendimize özgü denge
hallerimizi öğrenirken bireysel hayatımızda olup bitenleri yansıtmaktadır.
Çin Taocular’dan Essene hahamlarına, Hristiyanlardan
Müslümanlara kadar her kültürden bilgeler orta yolu, her şeyin kararını savunmuşlardır. Bununla birlikte denge her zaman aşırı uçlardan kaçınmaya bağlı değildir. Denge ayrıca zaman zaman aşırı uçları da araştırıp, keşfetme, sarkacı
dengede tutmak için her iki tarafa da eşit dikkat gösterme yeteneğini içerir.
Bazen aşırı çalışır, bazen aşırı dinleniriz. Her iki tarafı da eşit
kullandığımız sürece dengede kalır, sonunda yine merkeze döneriz.
Farklı yaradılışlarımız, düzenlerimiz ve yapılarımız nedeniyle dengeyi oluşturan her şey birbirimiz için farklı olabilir. Sınırlarımızı
sınayarak, her iki aşırı uçları araştırarak ve sonuçlarından ders alarak denge
noktamızı buluruz. Başkalarının öğütleri ve deneyimleri bize uymayabilir.
Deneyim her zaman en kolay öğrenme yolu olmayabilir ama en emin yollardan
biridir.
Hayatımızı bu yasanın ışığında gözden geçirmemiz, kendimizi daha
iyi bir perspektifle görmemize, uygun düzeltmeleri yapmamıza ve daha derin bir
sağıklı, uyum ve iç huzuru duygusuna kavuşmamıza yardımcı olur.
Verme & Alma’nın Sırrı: Her neye ihtiyaç duyduğumuzu
hissediyorsak, bu gerçekte, derin benliğimizden gelen ve ihtiyaç duyduğumuz şeyin aslında en çok vermemiz gereken şeydir.
“İkiyi bir yaptığınız zaman ve dışınızı da içiniz gibi, ve
yukarıyı da aşağısı gibi yaptığınız zaman; erkeği ve dişiyi bir yaptığınız
zaman, iste o zaman Tanrı’nın alemine gireceksiniz” (T.I)
5.SÜREÇ YASASI
Günlük hayatlarımız hedefler ve başarılarla doludur. Bazılarımız
hedeflerimizle o kadar meşgulüzdür ki, bir an önce nihai sonuca ulaşmak
arzusuyla, aradaki o hedefe ulaşmak için gerekli yola ve surece önem vermeyiz. Öte yandan bazılarımızın buradan oraya nasıl ulaşabileceğimiz konusunda kafamız
öyle karışıktır ve öyle kuşkuluyuzdur ki hedef saptamakta bile zorlanırız ya da
daralan bir görüşle bir adıma saplanıp kalırız.
Süreç Yasası bize; bir yolculuğu sadece küçük adımlara ayırmayı değil her adımı sanki kendi içinde sona eriyormuş gibi değerlendirmeyi öğretir.
Her adım kendi içinde küçük bir başarı haline gelir. Yol boyunca öğrendiğimiz şeyler, menzile erişmekten daha önemli hale gelebilir.
Süreç sorunlarını halletme durumunda olanlarımızın kendi
kendilerine su soruyu sormaları gerekir. Bir her gün işini bir an önce tamamlayıp
“kurtulmak” için acele eden postacı gibi mi; yoksa her gün semtlerin değişen
manzaralarından zevk alan, sakin, ölçülü adımlarla yürürken insanlarla
selamlaşan postacı gibi mi olmak istiyoruz?
Çoğumuz sadece zirveye ulaşmak için yaşarız. Ama dağa
tırmanırken attığımız her küçük adımın, bir öncekinden daha yüksek olduğunu
unuturuz.
“Eğer büyük bir ihtirasa sahipseniz, onu gerçekleştirme yönünde mümkün olduğunca büyük bir adım atın. Bu küçük bir adım da olabilir, ama onun
şimdilik atabileceğiniz en buyuk adım olduğuna itimat edin.”
Mildred Mcafee
6.KALIPLAR YASASI
Onu iyi olarak da, kötü olarak da adlandırsak, her kalıp en iyi
niyetlerimize rağmen, biz farklı bisey yaparak o kalıbı kırmadıkça zaman içinde
kendini yeniden öne sürer.
Biz insanlar spontane davranma gücüne sahibiz, eski şeyleri yeni
biçimlerde yapabilir, hayatlarımızı ve davranışlarımızı değiştirebilir ve
yeniden planlayıp yapılandırabiliriz. Ama doğal bir direnç bu olanağı sınırlar.
Kalıplar oluşturma eğilimimiz hayati öneme sahiptir. Çocukluğumuzdan itibaren
kalıpları gözlemleyerek, anne babamızdan taklit ederek ve uygulamaya koyarak
dünyayı ve yasamayı anlamayı öğrendik.
Günlük hayatımızın gidişi içinde geliştirdigimiz yemekten once
el yıkama gibi işlevsel kalıplar yadaalışkanlıklar için tasalanmamız gerekmez.
Sadece gözlemlemek için bişeyi farklı yaptıgımızda kendimizi garip hisssederiz.
Bu da alışkanlıkların gücünü gosterir.
Kalıplar Yasası; öncelikle işlevsiz, negatif yada yıkıcı
alışkanlıklara-değiştirmeyi arzu ettiğimiz kalıplara hitap eder. Verdiği
kararlardan tekrar tekrar dönme eğiliminde olan, başladığı işi tamamlayamama ya
da başarısızlıkların tekrarlama kalıbına sahip herkes için önemlidir. Biz olayı
yakından inceleyip, araya girip farklı bişey yaparak kalıbı kırana kadar, her
kalıp kendini tekrarlama eğilimi gösterir.
Özellikle bağımlılıklar konusunda yardımcı oluyor. Canı sigara
içmek isteyince su içmek, pasta yemek isteyince yürüyüşe çıkmak gibi
değiştirmek istediğin kalıbın yerine yeni işlevsel ve faydalı bir kalıp koy
olayı. Savaşmak zorunda kalmadan zafer bayrakları dikmek.
7.DİSİPLİN YASASI
Disiplin daha buyuk bir özgürlüğe ve bağımsızlığa giden en emin
vasıtalardır. Onun sağladığı odaklanma ile kazandığımız beceri düzeyi ve bilgi
derinliği bize hayatta yeni seçenekler getirir.
Bizler tekrarlamalı ve rutin görevlerle ilgili sorun yaşar ve
bunlara direnç gösteririz. Eğer disiplini; seçeneklerimizi sınırlamak,
başarması irade ve kararlılık gerektiren (her gün egzersiz ve rejim gibi),
yapmaktan hoşlanmadığımız şeyleri yapmaya kendimizi zorlamak olarak algılarsak
disiplin ve özgürlük zıt görünebilir.
Disiplin Yasası bir paradoksu işaret eder. Özgürlük doğuştan
hakkımız olmakla birlikte, bu dünyada tekrar kazanılması gerekir. Disiplin
anahtardır. Bu prensip iç ve dış özgürlük için geçerlidir.
Dış hayatımızda; arzular, endişeler, negatif imgelerle dolu,
çalkalanan, kaçak bir zihnin esiri olduğumuzu hissederiz. Dış özgürlük; güçlü
ve sağlıklı bir bedene sahip olmayı, disiplinli bir çalışmadan kaynaklanan
sosyal özgürlük, kendine saygı ve doyum... hayatta daha fazla seçeneğe sahip
olmayı kapsar.
Özgürlük; biçok şeyi deneyimleme yeteneğinden daha çok şeyi
içerir. Genişlik açısından kazandığımız şeyi derinlik açısından yitirebiliriz.
Ama eğer enerjimizi odaklar ve sıkıntıya katlanarak sebat edersek; bir deneyime sadece “girmez” onu “geçiririz”de. Bu
süreçte kendimiz ve kapasitemiz hakkında daha çok şey öğreniriz.
Disiplin; biraz daha fazla yapma, biraz daha derine inme, bir
şeylere dayanma, onları sonuna kadar götürme alışkanlığıdır. Disiplin;
sıkıntının, işi henüz “anlamaya” başladığımız anlamına geldiğini kabul eder.
Disiplin Yasası bize, öncelikler oluşturmayı, her seferinde
(daha doğru yapana dek) birşey üzerine odaklanmayı, şimdi yapmamız gereken
faaliyetlere odaklanıp, daha sonra yapabileceklerimizi bir taraf koymayı
öğretir.
Kararlılık; uzun zaman sürdürülebilecek bir
disiplini içerir. Hayattaki hedeflerimiz arasında çoğu kez kırmızı halıdan çok
bataklık uzanır. Bu bataklık, eğitim ve terbiye hazırlığını, enerji
fedakarlığını temsil eder. Bataklıktan geçmenin sırrı; bize ilham veren bir
hedefe sahip olmaktır. Bataklığın öteki ucunda bizi neyin beklediğini hatırlatan
bir fener gibi parlayarak bizi çeker. Disiplin ve kararlılık, burası ve
hedeflerimiz arasındaki köprüdür.
Disiplini deneyimleme:
Kendinizi sağlam bir zeminde, artık pek kalmak istemediğiniz bir
yerde hayal edin. Uzakta parlak bir fener ışıldıyor. Bu hayatınızda daha buyuk
özgürlük duygusuna ulaşmanın yolunu gösteren bir ışık. Şimdi bu ışıkla aranızda bataklığın
uzandığını imgeleyin. Sallantılı, gizli tehlikeler içeren, karanlık... geçmek
zaman ve enerjinizi alacak. Yolda cesaretsizlik, karışıklık yaşayabilir,
gecikebilir, geçici olarak hedefinizi gözden kaybedebilir, neden yola
çıktığınızı unutabilir, vazgeçme dürtüsü duyabilirsiniz. Ama arzunuz yeterince
güçlüyse, ışık sizin için yeterince parlaksa, o sizi bataklıktan geçirecektir. Bu parlak imge, zaman içinde hedefinizi
gerçekleştirmeniz için, yapmanız gereken şeyleri yapabilmenizi sağlayacak
enerji üretmenize yardımcı olacaktır. Hayat Yolculuğunuzun anahtarı,
disiplin anahtarı budur.
8.KUSURSUZLUK YASASI
Aşkın bir perspektiften, herkes ve herşey kayıtsız şartsız
kusursuzdur. Geleneksel bir görüş noktasından ise kusursuzluk mevcut değildir.
Ulaşabileceğimiz en iyi şey erdem ve genişliktir. Ve ona ulaşmak zaman ve
uygulama ister.
Geleneksel açidan; dünya acı içindedir. Suçlar, aclik,
evsiz-barksızlar, savas, sefalet, hastalıklar... Hayatimizda istedigimiz biseyi
elde edemedigimiz zaman acı cekeriz, elde ettigmizde ise bu alemde hicbisi
kalici degildir. Aşkın acidan; kalbimiz acikken, herseyi kucaklayan bilgeilik,
sevgi ve anlayis ile baktigimizda; dunyamizda, cevremizde, hayatimizda olan
herşey buyuk bir tekamul sureci ile ilgili olarak kesinlikle mukemmeldir.
Herseyi kusursuz olarak kabul ederek, ayni zamanda kendi
sorumlulugumuzu da kabul ederiz ki bu sorumluluk, dunyaya yardım etmek,
biseyleri degistirmek, zaman ve para bagislamak, farkındaligi yukseltmek icin
ugrasmayi kapsayabilri. Eger sucluluk duygusuyla ya da kasvetli bi ruhla
davranirsak (elimizden geleni yaparken bile daja buyuk perspektife sahip
olmamamizdan) daha az etkili olacaktir. Kendi acımızı giderene dek baskalarının
acısını gideremeyiz.
Hayatın gerektigi gibi gelistigi olasiligini kavramayi
ictenlikle isteyerek, gercek bir baslangic yapariz ve bu dunyanin kederleri
arasinda sevincle ilerlemeyi ogrenmis olarak sefkatle davraniriz. Ama bu
gelisimimiz, kendimizi degerli bulmanin bir kosulu olarak degil, kesif ve
gelisimin pesin kabul ve sevincinden kaynaklanmali.
Kusursuzluk yasası, Esneklik ve Yargısızlık Yasası ile
iliskilidir. Hepimiz; kusurun mukemmelligini takdir etmenin yararini gorebiliriz.
Hayatın onları dogru zamanda ve dogru yerde karsimiza cikardigini idrak ederek,
gunluk hayatlarimizin derslerini kusursuz olarak gorme kapasitemizi
genisletebilriz.
Dunyamizda; hem guzel hem korkunc seyler meydana gelebilir. Bazılarından
hoslanır ve onaylar, bazilarindan hoslanmaz ve direniriz. Kusursuz inanc;
zihnimizin, bizim en yuksek hayrimiz acisindan neyin iyi oldugunun
bilemeyeceginin farkindadir. Bu inanc, kusurun mukemmelligini takdir
edebilmemiz icin bize ilham verir. Boyle bir farkindalik, daha genislemis bir
hayat duygusunun kapılarını acar.
Kusursuzluk Deneyimi:
* “Yeterli!”
/ “Yeterliyim!” / “Onlar Yeterli!” / “Simdilik yeterli!” demeyi ogrenin
* Basımıza
her ne gelirse veya her ne yaparsak kendinize sunu sorun; “Bu hangi acidan
kusursuz olabilir? Kusursuz bir ders mi, kusursuz bir fırsat mi? Bundan
kusursuz birsey elde edecek sekilde algimi nasil degistirebilrim?”
9. SİMDİKİ AN YASASI
Zaman diye bisey yoktur; gecmis ve gelecek dedigimiz sey, bizim
zihinsel yapılarımızın disinda bir gerceklige sahip degildir. Zaman fikri,
düsünce ve dilin uzerinde anlastigi bir duzendir. Bir sosyal anlasmadir;
gercekte sadece simdiki an vardir.
Biz gecmisin pismanligini duyarken, gecmis o anda zihnimizden
baska biyerd mevcut degildir ve o pismanligi zihnimizde olusturdugumuz
goruntulerle canli tutariz. Gelecekle ilgili endise duydugumuzda, gelecek o
anda zihnimizden baska bi yerde mevcut degildir ve imgeledigimiz goruntulerle o
endiseyi zihnimizde canli tutariz.
Genellikle “sorun”larimiz; ister 2 saniye once ister yirmi yil
once olsun, zaten olmus biseyi yada gelecek dedigimiz seyde olacagini
dusundugumuz biseyi icerir. Simdiki An’da, nerdeyse asla, bir soruna sahip
olmayiz.
Simdiki An Yasası; psisemizi enkazdan temizleyebilir ve bizi bir
sadelik haline ve ic huzuruna dondurebilri. Bununla birlikte o bize gelecekte
yardim etmeyecektir ve gecmiste asla olmamistir. Bu yasa bize; realiteyi, oyle
oldugunu dusundugumuz haliyle, oyle olmasini arzu ettigimiz yada olmasindan
korktugumuz haliyle degil, oldugu hali ile hatirlatir.
Bedenimiz simdiki an’da yasar. Yapmamiz gereken; olabildigince
gevseyerek kendimizi bu an’a birakmak, onu kucaklamak, an be an yasarken
karsilastigimiz seyleri adim adim ele almaktir.
Karısiklik icine dusen ya da sabirsizlananlar gelecege yonelik
planlarin sadece dusunceler oldugunu ve dusuncelerin degistigini gormeye
baslayabilriler. Bu yasayi uygulamak da,
her yasa gibi pratik ister. Zihnimizden gecen gecmis ya da gelecekle ilgili bi
dusunce yuzunden gerilim, uzuntu ya da sikintiya kapildigimizi hissedebilriz.
Sonra nerde oldugumuzu hatirlariz, -simdi ve burda- sonra unuturuz. Sonra daha
ve daha cok hatirlariz, boylece simdiki anlarimizin niteligi giderek iyilesir.
Simdiki An Deneyimleme Soruları:
- Gerçekten zamanın
geçişini mi yoksa sadece düşüncelerin geçişini mi deneyimliyorsunuz?
- Bu an’dan baska bi
andayasayabilir misiniz?
- Gecmis; su anda
canli tuttugunuz yazili kayitlar, depolanmis anilar, birikmis gerilimler
bicimind var olmasi disinda herhangi bi suretle mevcut mudur?
- Gelecek zihnimizin
beklentileri, projeksiyonlari disinda herhangi bi suretle mevcut mudur?
- Gucunuz gecmiste,
gelecekte mi yoksa simdide mi bulunur?
- Gecmis bir
pismanlik, sikinti aninda hissettiginiz duygu gercekten o anda olan
biseyden mi kaynaklandi, yoksa bu duygu o anda zihninizden gecen gecmis
yada gelecek hakkindaki dusuncelerinzden mi kaynaklandi?
- Su anda hayatinizda
herhangi bir sorun yada sikinti varmi? Genelde degil “simdi, suanda”. Bu
sorunu kac gercek simdiki an boyunca deneyimliyorsunuz?
- Simdi sorulari
birakin, deriiiin bi soluk alin ve ebedi simdi icinde gevseyin.....
10.YARGISIZLIK
YASASI
Evrensel ruh bizi yargilamaz; yargılar
insaoglunun icadidir. Yargı, kendimizi yapay, cogu kez idealistce olan kusursuzluk,
ahlak dogrulugu, gerceklik standartlarina gore yargilarken kullandigimiz
kiyaslama ve hakimiyet kurma vasitasidir.
Eger evren bizi yargilamiyorsa kendimizi
ve baskalarini yargilamaya ne hakkimiz var ve kimin standartlarina gore? Herseyi
kendi ideal vizyonumuzun ve ideallerimizin kıstasıyla olcup kiyasladigimiz
zaman hersey yetersiz kalir. Ancak bu buyuyen, hatalar yaparak ogrenen ve
takamül eden gercek insanlarla dolu gercek bir dunyadir.
Bu yasa; ahlakı Tanrı’nin degil
insanlarin icat ettigini hatirlatir, Öz’ün bizi asla yargilamadigi, sadece bize
dengeleme ve ogrenme firsatlari verdigi onermesiyle baslar.
İdeallerimizin baskisini ve surekli
kendimizi kanitlama ve duzeltme ihtiyaci hisseder, yetersiz gelmekten, kendi
standartlarimizi karsilayamamaktan korkariz. Ironik bi bicimde en yuksek
vizyona sahip olanlarimiz kendine en dusuk degeri verenler olabilir. Kendimizi
daha sertce yargilama egilimi gosterdikce, bizim ic durtulerimizi temsil eder
gibi, bizi elestiren insnlari hayatimiza daha cok cekeriz.
Yargılar, enerjinin onunu keser, ic
savunmalar ve direncler olusturur ve negatif kaliplari yerinde tutarlar.
Yargılardan kurtulmak degisim yolunu acar.
“Gençlik gerilerde kalirken ve zaman
degisiklikler getirdikce, mevcut fikir ve kanilarimizin bircogunu degistirebiliriz.
Oyleyse; kendimizi en yuksek meselelerin yargici tayin etmekten sakinmaliyiz.“
EFLATUN
11.INANC
YASASI
Inanç Yasası, bizim okudugumuzdan,
işittiğimizden ya da öğrendigimizden daha cok sey bildigimizi kabul temeline
dayanir. Daha cok sey bilriz cunku biz daha oteye biseyiz, Evrensel bilgelik
ile direkt baglantiya sahibiz; yapmamiz gereken sadece bakmak, dinlemek ve
itimat etmektir.
Kendimize itimat ettigimize inaniriz ama
aslinda baska birinden ( kitap, ogretmen, rehber, bilimadami, uzman,
medyum’dan) gelmis zihinsel bilgiye, kuramlara ve inanclara itimat ettigimizi
kesfedebiliriz. Bize ogut verecek, goruslerimizi onaylayacak diger kisilere
itimat etme egilimdeyizdir. Kendimizi icimizden baska yerde arayabiliriz.
Uzman rehberlik de kesinlikle bir degere
sahiptir. Ogretmenler bize zaman kazandirir, kendi kapilarimizi acmamiza yardim
eder, yolu gosterir; kimse bize zaten sahip olamadigimiz biseyi veremez.
Kararlarimizin kaynagi ve son soz sahibi olmasi gereken en derin sezgilerimize
ve bilgeligimize daha cok itimat gelistirmeye ihtiyacimiz vardir. Aldigimiz
ogutlerden once kendi deneyimlerimize dikkat etmemiz gerekir.
Inanc Yasası bize öz’e (Tanri’ya) itimat etmemizi hatirlatir.
İlle de disimizdaki Tanrı’ya inanmayi gerektirmez, daha cok evrenin dogal
bilgeligine, yasalarina, tum inis-cikislariyla hayatimizin gizemli surecine
itimat etmeyi, nereye adım atarsak yolun ayaklarımız altında belirecegini
bilmeyi gerektirir.
Zihnimizi aşmamiz, ona saplanip kalmaktan kurtulmamiz gerekir.
Kendine itimadin en yuksek dereceye erismesi icin, onun varligimizin
(fiziksel-zihinsel-ruhsal-duygusal) tum duzeylerinde olusmasi gerekir.
Bedenimizi dinler ve bize gostermesine
izin verirsek; felsefeler olmadan da bedenimizin ihtiyac duyulan seyi bildigini
ve yapabildigini kesfederiz.
Zihnimize bilgi depolama yetenegi
acisindan degil ama yuksek bilgelige ulasma yetenegi acisindan itimat
edebilriz. Boylece beynimizin bilgisayar degil, her istasyona ayarlanabilecek
bir radyo olarak is gorudugunu anlariz. Baska bi deyisle; bilgi beynimizden
gelmez, beynimiz “vasitasiyla” gelir.
Kendimize itimat etmemiz; Inanclarimizi
bir kenara supurerek, en derin sezgilerimize itimat etmemiz anlamina gelir. Bunun
otesinde, sezgi dedigimiz sey, spirituel yasalar olarak tezahur eden aynı evrensel
zekadan beslenir.
Öz’e (icimizdeki Tanrı’ya) itimat
ettigmizde, kendimize daha cok itimat ettikce; hayatimizin her durumunda is
goren yuksek bilgelik ve sevgi duzenini daha cok hissederiz, -en yuksek hayrimiz
icin- hatalar yapip, onlardan ders almaya istekli olmayi durumudur.
Öz’e gercekten itimat etmeyi
ögrendigimizde; öz’ün sadece kendi icimizde degil baskalarinin da icinde
oldugunu kavrar; Öz’un “kendimiz” ve “baskalari” dedigimiz parcasina da itimat
edebiliriz.
Bu yasa; sadece tum durumlarin bize hizmet ettigine inanmak
ya da ummak degil, yuksek bilgelige dayanan direkt kabuldur,
(butune-olana-evrene-tanri’ya-kendimize) itimat etme cesaretidir.
12.BEKLENTİLER
YASASI
Enerji düşünceyi izler; biz hayal
edebildiğimiz şeye doğru ilerleriz, onun ötesine değil.
Varsaydığımız, beklediğimiz ya da
inandığımız şey
deneyimimizi yaratır ve renklendirir.
deneyimimizi yaratır ve renklendirir.
Beklentilerimizi değiştirerek, hayatın
her alanındaki deneyimimizi değiştirebilriz.
Deneyimlere dayanan inanclar
yarattigimiza inaniriz ancak beklentiler yasasi bunun tersini beyan eder.
Inandigiz ya da bekledigimiz seyler, zaman icinde, en derin ya da bilinalti
duzeylerde, dış realitemizi sekillendirir.
Deneyim yaratmanin anahtarini
“bilincalti” saglar. Her gun kendine kendilerine pozitif sozler tekrarlayan
insanlar bir fikir veya niyet olusturabilir ama eger bilincalti olduklari yerde
kalmayi bekliyorsa, orada kalacaklardir.
Bilincaltinda ne beklediginizi gormenin
bir yolu, hemen simdiki hayatlariniza bakmaktir. – hayatimizin hos olan ve
olmayan yanlarina – Sorunlarimiz negatif beklentilerimizi, nimetlerimizse
pozitif beklentilerimizi aciga vurur. Beklentilerimizin mevcut hayatmizdaki
etkilerini bir kez takdir ettigimizde, artik bize hizmet etmeyen beklentileri
degistirmek icin gerekli adimlari atabiliriz.
Ilk anahtar: Hayal ettigimiz seyle ilgili ses ve
duygu iceren, canli gorsel imgeler yaratmamiz - ve mumkun oldugunca cok duyu
kullanmamiz - gerekir. Boylece imgeler zamanla, bilincaltimizda izlenimler
yaratacaktir ve bilincalti dunyada yasadigimiz deneyimlerle, icimizde
yarattigimiz yada imgeledigimiz deneyimleri birbirinden kuvvetli bi sekilde
ayiramaz.
Ikinci anahtar: Istedigimiz yada sahip oldugumuz
seyleri beyan ederken ortaya cikan aykiri mesajlara dikkat etmemiz, sonra bu
aykiri mesajlari dikkat cekecek kadar negatif bicimde, yuksek sesle, abarti
sekilde beyan etmemiz gerekir. Ornegin ekonomik bagimsizliga sahip oldugumuzu
beyan ederken, ayni zamanda “Bu sacma, tamamen meteliksizsin” diyen bi duygu
varligini hissediyorsak bu aykiri mesaji da yuksek sesle (hatta jack
nicholson’vari sert tavirla sahneleyerek) tekrarlamaliyiz.
Diger insanlar ve dunya hakkindaki
beklentilerimizi degistirdigimizde – degistirir
gibi yapmayıp, gercekten degistirdigimizde – hayatimizin seklini de
degistirebilriz.
13.DURUSTLUK
YASASI
Gerçek iç realitemizi tanimak, kabul
etmek ve ifade etmek durustlugun kalbini olusturur; ancak kendimize durust
oldugumuz zaman baskalarina karsi da durust olabilriz. Butunluk anlaminda,
durustluk, negatif durtulere ragmen yuksek yasalara uygun davranmayi
gerektirir.
Durustluk Yasası; yuksek yasalari ve
derhal gerceklesen, sakinilmaz ve kacinilmaz icsel sonuclari isaret eder. Dış
davranis dusturlarini icerir ama onlar uzerine odaklanmaz, kendimize karsi
durust olmamiz (icsel butunlugumuz) cevrsinde merkezlenir.
Eger eylemlerimizi kiskanclik, hirs,
kurnazlik vb.. durtulerin yonetmesine izin verirsek, bu eylemlerin sonuclari
derhal evrenin ve kendi psişemizin mekanigine dahil olur. Yuksek yasalara
uymadigimiz icin cezalandirilmaya ihtiyacimiz yoktur, eylemlerin kendisi
“cezadır”.
Baskalarina yalan soyleyebilmemiz icin
once kendimize yalan soylememiz gerekir. Karisik gudulerle konustugumuz zaman
henuz butun degilizdir. Durustlugun ilk adimi, catisan yanlarimizi
uzlastirmamizi gerektirir ki, boylece niyetimizi soyleyebilelim ve soyledigimiz
gercekten niyetmiz olsun.
Korkunun gercek duygularimizi ve
ihtiyaclarimizi ifade etmemizi engellemesine izin verdigimizde, (ima etme,
gormezden gelme, sızlanma, baskalarinin ne hissettigmiz bilmesini bekleme, insanlara
duymak istediklerini soyleme, sözcükleri incitmek-yonetmek icin kullanma vb...)
yani aldatici bir iletisim icine girdigimizde; o an icin istedigimizi elde
etmis gorunebilirz ama uzun vadede en cok ihtiyac duygdugumuz ic isigimizi yitiririz.
İçimizin derinlerindeki durtulere ragmen
butunlukle (durustlukle) davrandigimizi bildigimiz zaman, icimizdeki yuksek
enerji ve ilham kapilarinin acildiklarini hissederiz. Butunlukle davrandigimiz,
gercek ihtiyaclarimizi ve duygularimizi ifade etme casaret ve bilgeligine
ulastigimizda; kisisel ve mesleki iliskilerimiz yeni bir hayat bulur,
hedeflerimiz gerceklesir, hayatimizda derin degisimler yasariz.
“En yuksek ışığına göre yaşa;
Ve sana daha fazla ışık verilecektir!” (P.P.)
14.YUKSEK
IRADE YASASI
Ayriliktaki benligimizin ve kucuk
irademizin gorus noktasindan bakildiginda, kendi arzularimiz ve tercihlerimizi
esas alarak davranmamiz normaldir; kucuk benligimizi ve irademizi yuksek bir
iradenin rehberligine teslim ettigmizde ve eylemlerimizi ilgili herkesin en yuksek
hayrina adadigimizda, hayatimiizn merkezinde ilhamli bir şevk hissederiz.
Yuksek irade yasası; inanclarini nihai
gercekle karistiranlara, baskalarinin kendi yollarini izlemelri gerektigini
unutarak kendi inanclarini empoze etmeye calisanlara, kendi kendini baltalama
egilimi olanlara, kendi iyiliginden/niyetinden gizlice kuskulananlara, hayatina
daha derin anlam kazandirmanin yollarini arayanlara, yanliz hissedenlere,
kendini diger egolarla savasir bulanlara yardimci olur.
“Senin iraden olsun!” deyip yol gosterilmeisni
bekledigimizde zihinin fazla yardimini goremeyz. Cunku zihin oyunu soyle oynar;
“eger ben öz’ün bir parçasıysam ve öz benim parçam ise, o zaman ben ne istersem
bu öz’ün iradesidir.” Bu nihai olarak dogrudur ancak ego yada ayriliktaki
benlik butunu dusunmeden istedigini yapma egilimindedir. Dunyanin cektigi
ıstraplarin coguna butunu dusunmeyen bi suru ayri, kucuk benlik yol acar.
Bunu kendi hayatinizda uygulamak icin
icsel olarak kendinze su soruyu sormaniz gerekiyor “eger icimde sefkatli ve herseyi
bilen bir Öz bana suan yol gosteriyor olsaydi, bu durumda ne yapardim?” Öz
bizim vasitamiz ile is gorur, bizim sadece onu cagirmamiz, temas kurmamiz
gerekir. Sonra ne yapacagimizi bilriiz (sonra icmizde yer alan en yuksek ve en
iyi adina davraniriz)
Yuksek İradeye cagrida bulunmak kisisel
tercihleri ve cikarlari aşan gudulerle, ilgili herklesin en yuksek hayri adina
hareket etmeyi gerektirir. Kucuk benlik iradesiyle is gordugumuzde
sinirliyizdir. Sonuclar elde edebilriz ama duşersek yanlız duseriz.
Bize yol gostermesi icin yuksek iadeye
basvurdugumuzda; genisledigimizi, yucekdigimizi, daha buyuk amacla baglanti
kurdugumuzu hissederiz. Hayatimiz daha derin ve yuksek bi anlam kazanir. Bu
icsel yuksek irade duygusyla uyum icine girdigimizde, soyledigimiz/yaptigmiz
herseyi herkesin yuksek hayrina adadaigimizda, sefkat, sevgi enerjileri ve ışık
gunluk hayatimiza girer.
Uygulama:
Gunluk hayatnizda sorun olarak
ugrastiginiz, bi secim yada kararinizi dusunun. Once “zihnim ne yapmak istior?”
diye dusunun, sonra “ yuksek benligim, benim bilge, sevecen, sefkatli yanim ne
yapmak istiyor?” diye sorun. Sorunu duygu merkezinizde (kalbinizde) tutarak,
ictenlikle “benim degil, senin iraden olsun” deyin. Sonra dinleyin ve hissedin.
En derin hislerinizin gosterdigi yolu izleyin.
15.
EYLEM YASASI
Ne hissedersek hissedelim, ne bilirsek
bilelim, potansiyel yeteneklerimiz ne olursa olsun, sadece eylem onları hayat
geçirir. Kararlilik, ceasret ve sevgi gibi kavramlari anladigini sadece
dusunenler, bigun, ancak yaptigimiz zaman bildigimizi kesfederler; yapmak
anlamaya donusur.
Bu dunyada eylemde buunmak kolay
degildir. Tum sözcükleri, kavramları ve fikirleri eyleme donusturmek enerji
gerektirir; ozveri gerektirir. Guvensizligi, uyuşuklugu, kayıtsızlıgı,
mazeretleri ve mevcut durumu sarsacak bir sey yapmamak, gidişatı sürdürmek için
bulabilecegimiz yuz tane iyi nedeni aşarak, engellerin usteisnden gelmemiz
gerekir. Ama hayattan aynı mesajı almaya devam ederiz. “Yapmamız gereken seyi
yapmamız, onu yapmayıp iyi bi neden bulmaktan daha iyidir!” Bu mesaj eylem
yasasini ifade eder.
Binlerce motive edici konusmacı
yattıgımız yerden kalkmamız, yeni bir hayat baslamamız, biraz çaba, irade ve
disiplin gostermemiz icin bize ilham vermeye calisir. Yine de cogumuz duygusal,
zihinsel veya fiziksel acı harekete gecmemizi gerektirecek kadar agirlastiginda
eyleme geceriz.
Gelin bunu degistirelim!!! Gelin eylem
ve degisikligin basta sıkıntı, caba ve enerji gerektirdigini kabul edelim.
Eylem; dusunce ve duygulardan daha gucludur. Ne hissedersek hissedelim, ne
dusunursek dusunelim kuvvet v ecesaretle davramamız gereken zamanlar vardir.
Bu dunyanin sukunetli savascilari izin
beklemezler; hangi eylemde bulunmalari gerektigini bilir, hissederler ve
cesaret ve butunluk (oz’u sozu birlik) yolunu secerler. Kalpleri onayliyorsa
korku, guvensizlik duygularina ragmen eyleme gecerler. Zihnimiz , gecmisten bazı sesler
yankılandırabilir. (yapamazsın!, gucun yetmez, incinirsin, basaramzsin...) cok
gecmeden bu sesler artık nadiren gelmeye baslar.
Altı yaşındayken arkadasım insa
halindeki iki katlı evin damından asagidakli kum yiginina atladı. Ben
korkmustum ve 45 dakika beni ikna etmeye calisti. En son soyledigi soz beni cok
etkilemisti. “Dusunmeyi bırak ve atla”. O an dusunmeyi bıraktım ve kendimi
bosluga biraktim, harika bi duyguydu.
Jill isimli bi jimnastikcinin
antrenorlugunu yapiyordum ve yeni bir haraketi ilk defa yardimsiz ve guvenlik
minderleri olmadan yapmasi gerekiyordu. Bariyerlerin uzerine cikti ve durdu...
J :
Yapamiyorum, korkuyorum!
A :
Haklisin, ben de olsam korkardim, nerende hissediyosun?
J :
Midemde, kaslarimda, heryerimde gucsuzluk hissediyorum...
A :
Yani korkuyorsun...
J :
Evet!
A :
Bunu acikliga kavusturduguna gore artık yapabilrisin! ... Korkunun birseyi
yapmamak icin bi neden oldugu fikrini sana kim verdi? Cesaret gosterme sansina
sahip oldugun tek zaman korktugun zamandir. Korku duymak iyidir. Hazir
olmadigini gosteren bi isaret olabilri ama senin suanki durmun bu degil. Korku
harika bi hizmetkar, kotu bi efendidir. Onu istedigin kadar hisset, butunuyle
deneyimle ve inisi gerceklestir.
“Riske girmekle birleşmedikçe, vizyon
yeterli olmaz.
Merdiven çıkmadıkça, o merdivenlere
gözünü dikip bakmak yetmez.”
-Vance Haner-
Eylemi Deneyimleme:
Bi giris kapısının 3 m. Gerisinde ayakta
durdugunuzu imgeleyin. Disari cikmak istiyorsunuz cunku disarda guzel bi gun
var. Disarisi en yuksek umutlarinizi, aziz hedeflerinizi, onu yasamak icin dogmus
oldugunuz hayati temsil ediyor.
En son korku veya asiri guvensizlik
duydugunuz zamani hatirlayin. Korkuyu hissedin! Sonra o duyguyu disimiza
atlamis Bay veya Bayan Korku olarak imgeleyin.
Simdi acik kapiya, mutlu geleceginize
dogru yuruyorsunuz. Tam cikacakkken Bay/Bayan Korku onunuze dikiliyor ve “Dur
bu senin icin cok fazla, Gidemezzzsinnn!” diyo
Hayatimizda bicok kez durdurulmamiza,
yavaslatilmamiza, kafamizin karistirilmasina izin verisimiz gibi Bay/Bayan
Korku’nun sizi durmdurmasina izin verin. Ve bunu butunuyle deneyimleyin,
hisssedin.
Bu senaryoyu tekrar tekrar, ayni hizda
canlandirin.uzulene kadar degil ama kızana kadar.. bu biz sure alabilri, tekrar
tekrar o duyguyu deneyimleyin. Gercekten ofke duydugunuzda son adimi atmaya
hazirsiniz demektir.
Aynı sahneyi yeniden oynatin, bu kez
Bay/Bayan Korku sizi durdurmaya veya ikna etmeye calistiginda yokmus gibi davranin
ve sadece kapıdan cikip gidin.
Disari cikmayi ne kadar cok istediginizi
hatirlayin, hayat yolunuza devam edin. “yapmamaniz gerek” yonundeki tum
sebeplere ragmen devam edin, hedefinize odaklanin, Bunun ne farklı bi duygu
verdigini hissedin. Saf eylemin prensibini ve gucunu hissedin.
16.DEVRELER
YASASI
Dogal dunya, gunduz ve gece gibi ve mevsimlerin gecisi gibi,
buyuk bir devreler modeli icinde var olur. Mevsimler birbirini itmezler; ne de
bulutlar gokyuzunde ruzgarlarla yarisirlar; hersey tam zamaninda vaki olur.
Herseyin bi yukselis ve dusus zamani vardir. Yukselen hersey duser ve dusen
hersey tekrar yukselecektir. Bu “devreler” prensibidir.
Değişik enerji formları değişik hızlarda titreşirler; nehirler
gibi, enerji yüksek bir düzeyden alçak bir düzeye akar, tekrarlanan devrelerden
geçer, soluk alıp verişimiz gibi genişler ve sonra daralır.
Evrende herşey bir enerji formu olduğundan herşey Devreler
Yasası’nın hakimiyet alanına girer. Güneşin doğuşu ve batışı, ayın büyümesi ve küçülmesi, dalgaların
gelgiti, mevsimlerin dönüşü. Bu bize herşeyin bir zamanı olduğunu hatırlatır. Herşeyin
bir en uygun ve bir de en uygunsuz zamanı vardır.
Enerji yükselirken eylem ya da düşünce başarıya kolayca ilerler,
düşüşe geçmiş bir devrede etkisi başarısız olur. Eyleme geçmemiz gereken
zamanlar ve hareketsiz kalmamız gereken zamanlar vardır, konuşmamız gereken ve
susmamız gereken zamanlar vardır, çalışmanın bir zamanı ve dinlenmenin bir
zamanı vardır, yükselen bir devreden yararlanmanın zamanı ve içimize dönüp
sabırla bekleyerek bir sonraki yükselen dalgaya hazırlanma zamanı vardır. Çok
az şey, doğru şeyi yanlış zamanda yapmaktan daha düş kırıklığı yaratıcı
olabilir. Bir devre uygunsuz olduğunda, onun yeniden yükselmesini bekleriz.
Herbirimiz kendi ritimlerimize sahibiz. Devreler yasası ile uyum
ve ritim içinde akmayı öğreniriz.
Malcom X’in hayatı bu yasanın örneğini sunar. Hayatının en aşağı
noktasında (10 yıl hapis) kaderine direnmek ve yakınmak yerine hapishaneyi
kozaya dönüştürdü, çalıştı, okudu. Bu koza içinde geçirdiği başkalaşım
kednisinin ve birçok insanın hayatını dönüştürmesine yol açtı ve büyük bir
lider olarak ortaya çıktı. (Esneklik Yasası ile birlikte kullanmıştır)
Genel olarak hayatınızda, okul-iş vb alanlarda kolyalık ve
zorluk dönemlerinizi (devrelerinizi) düşünün. Herşeyin yolunda gider göründüğü
zamanlarda posa yığınları arasından kendinize yol açmaya çalıştığınız zamanları
düşünün. Hayatın dairesel bir devir oldugunu idrak edersek, belirli bir
güvenliğe ve zamanlama duygusuna kavuşuruz.
“Sabır kuvvettir;
Zaman ve sabırla, dut yaprağı ipek haline gelir.”
Çin Atasözü
17.
SEZGİ YASASI
Artık kendi kimlik ya da deger duygumuz
icin baskalarinin fikir ve kanılarına guvenmedigimiz, onlara tabii olmadigimiz
zaman, ancak o zaman kendi sezgi ve bilgelik kaynagimizla temasa gecebiliriz.
Hepimiz biseylere tapinma egilimindeyizdir; mesele kanı tanrısına mı yoksa
kalbimizin tanrısına mı tapınacagimizdir.
Sezgi Yasası; bu dünyaya güçlü bir
kimlik, merkez veya içsel yön duygusu olmadan gelenlerimiz için gerekli
kaldıraç gücünü sağlayabilir. Kimlik duygusu edinebilmek için başkalarının
bizimle ilgili onay, destek ve fikirlerine ihtiyaç duyarız. Başkalarının
kanılarını izlemekle çok meşgul olduğumuzda, kendi sezgi duygumuzla,
“kalbimizin tanrısıyla” teması yitirmek kolaydır.
Başkalarının kanılarına duyarlı olarak;
onlara benlik duygumuzu onaylayacak ya da tehdit edecek gücü veririz, onların
beklentilerine göre şekillenir ya da incinmeye açık hale geliri.
Başkalarının tüm kanılarına direnerek; tepki
gösterir, kendi kanılarımızı “gerçek” olarak yüceltiriz. Hatta farkında olmadan
insanların kendi süreçlerinin kutsallığına saygı göstermeyerek onlara tahakküm
etmeye (zorla hükmetmek) kalkışabiliriz.
Kendimizi kontrol etmemiz ve
dengelememiz için başkalarına danışmakta yanlış bişey yoktur. Farklı bakış
açıları bize daha geniş bir perspektif sağlar. Ancak hayatımızı bir komite ile
idare edemeyiz.
Sezgi Yasası bize; kanı’ları, kanı
tanrısını izlediğimiz zamanları fark edip, otoriteyi (yetkiyi) kalbimizin
tanrısına ve sessiz iç sesimize devretmeye başlamamızı hatırlatır. Kendi
hayatımız için neyin en iyi olduğunu tayin ettiğimiz ve başkalarının da aynı
şeyi yapmalarına izin verdiğimiz o yeri gözden kaçırmadan, başkalarının öğüt ve
kanılarını dinleyebiliriz. O zaman; onlara bağımlı kalmadan görüşlerinden
yararlanmakta özgür oluruz; eğer kanı bize uygun gelmiyorsa kolaylıkla
bırakabiliriz, direnmez, görmezden gelmez, peşinden koşmayız; Tüm görüşleri
kalbimizin bilgeliğine ve onayına sunarız.
“Giderek, söyleyecek daha az şeye sahip
olduğumu gördüm,
sonunda sessizleştim ve dinlemeye
başladım.
Sessizlikte, Tanrı’nın sesini
keşfettim.”
-Soren Kierkegaard-